TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BASIN AÇIKLAMALARI

CHP TBMM GRUP TOPLANTISI…


CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Hükümetin kaynak yaratmak amacıyla yeni bir uygulama içine gireceğini ileri sürerek, ''Elde avuçta ne kadar enerji üretim tesisi varsa, hidrolik ve termik santrallar onların üçte birinin satılması için dokuz paket halinde hazırlıkların yapıldığını ve önümüzdeki günlerde bu doğrultuda harekete geçileceğini görüyoruz'' dedi.

16 Mart 2010 Salı


CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Hükümetin kaynak yaratmak amacıyla yeni bir uygulama
içine gireceğini ileri sürerek, ''Elde avuçta ne kadar enerji üretim tesisi varsa, hidrolik ve termik
santrallar onların 3'de birin satılması için 9 paket halinde hazırlıkların yapıldığını ve önümüzdeki
günlerde bu doğrultuda harekete geçileceğini görüyoruz'' dedi.

Baykal, partisinin grup toplantısında gündemdeki konulara ilişkin
değerlendirmelerde bulundu. Genel verilere bakıldığında, 2010 yılının ekonomik
sorunlar açısından daha olumlu ve yapıcı bir şekilde yönlendirilmesine ihtiyaç
olduğunu savunan Baykal, Türkiye'nin çift rakamlı enflasyona doğru yöneldiğini,
enflasyondaki hareketlenmenin faizlere yansıyacağını, bunun da ekonominin temel
dengelerini ciddi şekilde etkileyeceğini ifade etti.

Ekonomideki cari işlemler açığının da dikkatle izlenmesi gereken bir
düzeyde yükseldiğini ileri süren Baykal, geçen yıl Ocak ayı ile bu yılın ocak ayı
karşılaştırıldığında cari işlem açığının 6 kat arttığını, bunun altında dış
ticaret açığındaki kaygı verici yükselişin bulunduğunu söyledi.

Baykal, mevsimsel etkilerden arındırılarak bakıldığında, sanayideki
yükselişin de reel bir yükseliş olarak değerlendirilemeyeceğini ifade ederek,
bunun dengelerde bozulmanın göstergesi olduğunu, açıkların finansmanında ise
kaynağı belirlenemeyen fon girişlerine ve rezerv çözülmelerine tanık olunduğunu
vurguladı. Baykal, ''Bu manzaraya karşı Hükümetin yapıcı, kalıcı, yapısal
nitelikte bir politika arayışı içinde olduğunu görmüyoruz. Tam tersine o büyük
bir rahatlık içinde bu tabloyu sürdürüyor'' dedi.

Hükümetin, gelecek dönemde Türk ekonomisinin temel ekonomik
payandalarının, dayanaklarının satılması yoluyla kaynak tedariki yoluna
gideceğini iddia eden Baykal, şöyle devam etti:

''Türkiye'de elektrik enerjisinin kurulu gücünün yaklaşık 3'de birinin
elektrik üretim anonim şirketi aracılığıyla 45 adet termik ve hidrolik santralın
satılması hazırlıklarına başlandığını görüyoruz. Türkiye'de tarihimiz boyunca
gerçekleştirilmiş elektrik enerjisi üretim tesislerinin 3'de birine yakın bir
kurulu gücün, sadece kaynak tedariki için, açık kapatma anlayışı içinde, ithalatı
finanse etmek için, cari açığı finanse etmek için elden çıkarılma noktasına
geldiğini görüyoruz. Bu iyi bir gidiş değildir. Türkiye'de özelleştirme
politikası geçmişte de ne yazık ki kamunun finansman ihtiyacına çare oluşturmak
arayışıyla gerçekleştirildiğine tanık olduk. Ekonominin daha rasyonel işlemesi,
daha rekabet edebilmesi, zarar eden kuruluşların zarardan kurtarılabilmesi
amacıyla bir ekonomik rasyonalizasyon, bir ekonomik verimlilik aracı olarak,
yöntemi olarak uygulanmadığına tanık olmuştuk. Şimdi bunun çok önemli, çok kritik
bir yeni aşamasına gelmiş bulunuyoruz. Bu defa elde avuçta ne kadar enerji üretim
tesisi varsa, hidrolik ve termik santrallar onların 3'de birin satılması için 9
paket halinde hazırlıkların yapıldığını ve önümüzdeki günlerde bu doğrultuda
harekete geçileceğini görüyoruz.''

''BU TALANDIR''

''Ekonomideki gidiş kaygı verici'' diye düşünürken, Hükümetin
güvendiğinin Türkiye'nin enerji tesislerinin satılması ve paraya dönüştürülmesi
olduğunu gördüklerini ifade eden Baykal, ''Bunlar satıldığı zaman ne olacak?
Bunlar zarar eden tesisler değil. Elektrik üreten tesisler, Türkiye'nin can
damarı bunlar. Sanayimizin, ekonomimizin şah damarı bunlar. Her birisi üretiyor
ve ürettiğinden dolayı da Türkiye kar ediyor. Bunlar zarar eden kuruluşlar
değil'' dedi.

Hükümetin ''altın yumurtlayan tavukları'' satmaya çalıştığı
değerlendirmesini yapan Baykal, ''Hem bunu yapacaksın hem de Cumhuriyet tarihi
boyunca alın teriyle, emekle üretilmiş o tesisleri gerçekleştiren insanlara 'taş
taş üstüne koymadılar' diye hakaret edeceksin, ondan sonra da onların eserleriyle
açık kapatacaksın'' diye konuştu.

Satışlar için ''talan'' nitelendirmesi yapan Baykal, tesislerin
satışından 10-15 milyar dolar elde edilebileceğini, bunun da kalıcı bir çözüm
değil, günü kurtarma girişimi olduğunu savundu.

Hükümetin memurlara verdiği yıllık zammın ancak enflasyonun Ocak ve Şubat
aylarındaki artışını karşılayacak nitelikte olduğunu kaydeden Baykal, ''Memur
artık cebinden yemeğe başlamıştır'' dedi. Emeklilerin ve toplumun diğer
kesimlerinin de aynı durumda olduğunu ifade eden Baykal, kazanılan hakların bile
ödenmediğini ileri sürdü. Baykal, ''Öyle zannediyorum ki önümüzdeki seçimlerde bu
iktidar bu emeklilerden hak ettiği silleyi yiyecektir'' diye konuştu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, ''Adana Büyükşehir Belediye Başkanı da,
Zahid Akman da, sen de, ben de soruşturulalım, hep soruşturulalım'' dedi.

Baykal, YÖK'ün, KKTC hariç yurt dışında liselerde okuyanların, Türkiye'de
sınavsız üniversiteye girebileceğine yönelik 18 Şubatta bir karar aldığını söyledi.

Türkiye'de okuyanlar üniversiteye giremezken, yurt dışındaki okullardan
süzülüp gelenlerin, bütün üniversitelere istediği gibi girebileceğini belirten
Baykal, bunların, ''alıştırma, zemin oluşturma girişimleri olduğunu'' savundu.

Baykal, ''Sınav olacaksa herkes sınava girecek olmayacaksa hiç kimseye
sınav olmayacak'' dedi.

''LİG BARIŞ İÇİNDE TAMAMLANIR''

Son günlerde futbol maçlarında yaşanan olaylara da değinen Baykal, spor
karşılaşmalarının zaman zaman çığırından çıktığına tanık olduklarını kaydetti.

Baykal, konunun, sıradan bir yöresel çatışmanın ötesine geçme tehlikesine
işaret ederek, futbol maçlarının, etnik husumet, etnik karalama, etnik düşmanlık
aracı haline dönüştürmemenin herkesin temel görevi, sorumluluğu olduğunu
vurguladı.

Futbol Federasyonunun, hakemlerin, sporcuların, seyircilerin, tuzağa
düşmemesi çağrısında bulunan Baykal, ligin barış içinde tamamlanması temennisinde
bulundu.

Baykal, ''Yanlış yapanlar hakkında gereken kararlar alınır. Ama bir
tasfiye sonucu ortaya koyacak, üzüntü verici kırılganlıklara yol açacak
gelişmeler umarım ortaya çıkmaz. Diyarbakırspor yöneticilerine de çok büyük görev
düşüyor. Onların da bu konuda gereken anlayışı ve duyarlılığı sergilemelerini
bekliyorum. Kendi aramızda futbol maçı yapamaz hale düşmemeliyiz. Bizi buraya
düşürmek isteyenlerin oyununu hep beraber bozmalıyız'' diye konuştu.

''576 DEĞİL, 664 DOSYA''

Baykal, anayasa değişikliği tartışmalarında, ''550 milletvekiline karşın
608 dokunulmazlık dosyası var. Bu konuda milletvekilleri mahkemede hesabını
vermemiş, şimdi bunlara 'sen hakim seç' diyeceğiz. Bu yanlıştır'' görüşünü dile
getirdiklerini anımsattı. Baykal, bu açıklamalara cevap gelir mi diye beklediğini
ve iktidarın ''608 değil, 576 dosya var'' dediğini belirtti.

Bunun üzerine bir kez daha baktığını ve yanlış söylediğinin ortaya
çıktığını dile getiren Baykal, 10 Mart itibariyle 550 milletvekiliyle ilgili 664
suç isnat edildiğini vurguladı. Baykal, bunun her an değişebileceğini de
kaydetti.

''İKTİDARIN SİMGESİ''

Baykal, ''Deniz Feneri konusunun, iktidarın simgesi haline geldiğini''
öne sürerek, ''Zaman zaman bu iktidar çekip gittikten sonra, acaba AKP dönemini
neyle hatırlayacağız diye kendime soruyorum. Bir, AKP'yi Deniz Feneriyle diğeri
de Habur kapısındaki hukuka tecavüz olayıyla, hukuki ve siyasi skandalla
hatırlayacağız'' görüşünü savundu.

Deniz Baykal, Almanya'da, ikinci dalga Deniz Feneri soruşturmasıyla
ilgili olarak Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman, Reklam ve
Pazarlama Müdürü İsmail Karahan, RTÜK üyesi Zahid Akman ve Deniz Feneri eski
yöneticisi, eski Kanal 7 Muhasebe Müdürü Harun Kapıyoldaş aleyhine hazırlanan
iddianamenin Ağustos 2009'da Frankfurt 29. Ceza Dairesinde dava açılması talebini
içerdiğini belirtti. Baykal, Almanya'nın, Türkiye'den bu kişilere, mahkeme
ilamının tebliğ edilmesini istediğini ancak tebligatın sadece 1 kişiye
yapılabildiğini söyledi.

''Biz kendimiz gereken şekilde yargılamıyoruz, adamların yapacakları
yargılama için tebligatı da yapmıyoruz'' diyen Baykal, ''Niçin acaba? Bunların
imtiyazı nedir? Bunlar kimin himayesi altındadır? Her gün sağa sola caka satan
hangi hükümetin, o hükümetin hangi mensubunun, başbakanın mı yardımcısının mı
kimin himayesi altındadır, adalet bakanının himayesi altında mıdır? Türkiye'yi
bir sanığa tebligat yapmaktan aciz bir ülke konumuna düşürmenin, sorumluluğunu
bunlar nasıl taşıyorlar?'' sorularını yöneltti.

Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Anlaşılıyor ki çok özel bağlar, yakınlıklar var. Hısım, akrabalık bile
benim gözümde bunu izah etmeye yetmez. Başbakan'ın, bir hısım akrabasıyla ilgili
suçlama yapıldı, 'gereği neyse yapın' dedi. Burada da desene kardeşim, niye
diyemiyorsun burada? Ayırım yapmak çok mu zor çok mu iç içe geçmiş?

Başbakan, Adana Büyükşehir Belediye Başkanı soruşturulsun diyor. Adana
Belediye Başkanı da soruşturulsun Zahid Akman da sen de ben de soruşturulalım,
hep soruşturulalım. Niye sadece Adana Belediye Başkanı? Sen Akman'ı niye
saklıyorsun, koruyorsun, gerekçeni çık söyle.''

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, askerin siyasete müdahalesinin de Türk Silahlı
Kuvvetlerine (TSK) karşı tertiplerin de karşısında CHP'nin olduğunu belirterek,
''Silahlı Kuvvetlerden elinizi çekiniz'' dedi.

Baykal, ''camiye, kışlaya, mahkemeye siyaset sokulmaması gerektiği'' görüşünü
yineleyerek, bu konularda değerlendirmeler yaptı.

Siyasetin camiye girmesi durumunda, caminin herkesi kavrayan bir
anlayışın dünyası olmaktan çıkacağını, dinin siyasete kaynaştırılması durumunda
din olmaktan çıkacağını ifade eden Baykal, ''parti'' kavramının doğası gereği
ayrıştırma içerdiğine, dinin ise sorgulama içermediğine işaret etti.

''Bunun karıştırılmaması gerekiyor'' diyen Baykal, bunun
karıştırılmasının bütün toplumlara tarih içinde çok büyük sıkıntılar getirdiğini
vurguladı.

Baykal, ''Biz dersi, devletimizin kuruluş dönemlerinde çok doğru bir
şekilde aldık, siyaseti kendi alanında tutmayı önemli saydık. Laiklik, bu. Dine
saygı, ama siyasetin, eğitimin, hukukun dini dayatmalarla yönlendirilmemesi...''
diye konuştu.

Bu anlayışın son zamanlarda ihlal edildiğini iddia eden ve bunu siyasetçi
olarak söylemediğini belirten Baykal, Anayasa Mahkemesinin bir partiye ''laikliğe
karşı eylemlerin odak noktasındasın'' dediğini ifade etti.

Baykal, ''Partiler, iktidarlar bu zafiyete sürüklenmeye başlarsa o ülke
karmakarışık olur. İşte başımıza gelen bu'' dedi.

Siyasete, partiye göre Silahlı Kuvvetler yapılmaya kalkışılması durumunda
da çok büyük sıkıntıların çıkacağını dile getiren Baykal, ''Tarihimiz bunun pek
çok örneğiyle doludur. Bu da uzak durulması gereken bir olaydır. Elinizi kışlanın
içine sokarsanız, o paşa, bu paşa demeye kalkarsanız bunun arkasından çok kötü
şeyler gelir'' diye konuştu.

''ASKERE SAYGIMIZ VAR AMA HERKES İŞİNİ YAPACAK''

Bu konuda son zamanlarda sıkıntılı günler yaşandığını ifade eden CHP
Lideri Baykal, Türkiye'de siyaset-ordu ilişkisinin engebeli bir geçmişi olduğunu,
12 Mart ve 12 Eylül'de askeri darbelerin yaşadığını anlattı.

Bu olayların Türkiye için çok ciddi ders çıkarılması gereken laboratuvar
olduğunu ifade eden Baykal, CHP olarak 12 Mart'a da 12 Eylül'e de bütün askeri
müdahalelere de lafta değil somut biçimde karşı tavır takındıklarını söyledi.

Baykal, ''Bizim askere saygımız vardır, ama biz diyoruz ki herkes kendi
işini yapacaktır. Asker askerliğini, siyasetçi siyasetini yapacaktır. Bu ilke
etrafında daima tavır takındık'' diye konuştu.

Baykal, şöyle devam etti:

''Fiili müdahalelerin içinden çıkıp gelmiş bir siyasi parti ve kadro
olarak açıkça ifade ediyorum ki askerin siyasete müdahalesinin karşısında en
büyük güvence CHP'dir. Yine bu askeri müdahalelerin içinden başı dik, alnı ak ,
onuruyla çıkmış bir siyasi kadro olarak açıkça ifade ediyorum ki TSK'ya karşı
yapılacak bütün tertiplerin karşısında da yine CHP vardır. Kimse bu olayları
kendi özel hesabı için kullanmaya kalkmasın. Kimse hesabını görmeye, intikamını
almaya, kendi amaçlarına ulaşmaya yönelik bir arayış içinde bu yaşadığımız tarihi
kullanmaya kalkmasın.

'28 Şubat, 28 Şubat' diyorlar. 28 Şubat'tan sonra (iyi ki yapıldı,
Türkiye'nin önü açıldı) deyip kendi siyasetlerinin önünün açıldığını gören
insanlar, şimdi bu olayların en büyük ıstırabını çekmiş insanlara demokrasi dersi
vermeye kalkıyorlar. Siz önce 28 Şubat süreci içinde hangi ilişkiler içine
girdiğinizi, 28 Şubat'ın sizin siyasi istikbalinize hangi katkıları yaptığını bir
açıkça gündeme getirin. Niçin herkese bir kulp takıyorsunuz da 8 yıl önce, 10 yıl
önce yapıldığını söylediğiniz olayların hesabını soruyorsunuz da 28 Şubat
olaylarının hesabını sorma gereğini niye duymuyorsunuz. Birilerinin 8-10 yıl önce
aklından darbe yapmayı geçirmiş olabileceği iddiasıyla en büyük suçlamaları
yapıyorsunuz da resmen darbeyi yapmış, suçsuz insanları asmış, binlerce insana
ıstırap çektirmiş olanlardan niye hesap sormuyorsunuz. Tarihin tutanaklar ortada.
Hiç kimse yaşadığımız olayları kendi siyasetinin dayanağı haline getiremez.
Hepimiz demokrasi istiyoruz. Hepimiz Silahlı Kuvvetler saygın, bütünleşmiş, güçlü
bir kurum olarak varlığını sürdürsün istiyoruz. Ama kenarından köşesinden
müdahale oraya buraya çekmeye çalışan, masum insanlara haksız suçlamalar yapan,
insanların intiharlarını kaçınılmaz kılan bir anlayışı da reddediyoruz. Silahlı
Kuvvetlerden elinizi çekiniz. Uydurma gerekçelerle, yapay bahanelerle Türkiye'nin
kurumlarını tehlikeli bir sürecin içine sokmayın.''

''EMEVİ HUKUKU İŞLEMEYECEKTİR''

Adaletin siyasetin üstünde olacağını, siyasetçinin adalete
karışmayacağını da vurgulayan Baykal, Türkiye'nin şartlarının bunu gerektiğini
söyledi.

Baykal, ''gizli tanıklığa'' ilişkin eleştirilerini de sürdürdü. Baykal,
''Türkiye Cumhuriyeti'nde, Cumhuriyetin hukuku işleyecektir. Türkiye
Cumhuriyeti'nde Emevi hukuku, Muaviye hukuku işlemeyecektir'' dedi.

Tutuklamaların infaza dönüştüğünü, ''hüküm içermeyen yargılı infazlar''
yaşandığını, ''iddianame ile infaz'' yapıldığını ileri süren Baykal, Anayasa
Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın konuya ilişkin sözlerini anımsattı.

''Adaletsizlik ve haksızlık yapıldığının herkes tarafından görüldüğünü''
iddia eden Baykal, yargının, Hükümetin de Meclisin de dışında olacağını ifade
etti.

''NEMRUT MUSTAFA PAŞA MAHKEMESİ...''

''Adalete siyaset hükmettiği zaman yaşananlar ortada'' diyen Baykal,
İstanbul işgali sırasında işgal kuvvetlerinin talimatı, Damat Ferit Paşa
hükümetinin işbirliğiyle adalet faciaları yaşandığını söyledi.

Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey, Diyarbakır Valisi Mehmet Reşit Bey
ve Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey'in Ermeni olayları ile yargılanmalarına değinen
Baykal, üçü hakkında idam kararı verildiğini anımsattı.

Reşit Bey'in ''onur intiharı'' yaptığını, Boğazlıyan kaymakamının
İstanbul'da halkın gözü önünde asıldığını, Nusret Bey'in de idam edildiğini dile
getiren Baykal, şöyle devam etti:

''Damat Ferit'ten sonraki Tevfik Paşa hükümeti, Nusret Bey'in suçsuz yere
idam edildiğini karara bağlamıştır. Bunun üzerine üçünü mahkum eden mahkeme
başkanı yargılanmıştır. Bu mahkeme, Nemrut Mustafa Paşa mahkemesidir. Türkiye bu
günlere Nemrut Mustafa paşa mahkemelerinden geçerek geldi. Türkiye'yi, Nemrut
Mustafa Paşa Mahkemelerine kimsenin mahkum etmesi mümkün değildir.'' (14:56)


Haber Tarihi (dd/mm/yyyy)
Anahtar Kelime






Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM
Tasarım Hacettepe Üniversitesi


Sitemiz en iyi Mozilla Firefox 3.0, IE 7.0 ve üzeri ile görüntülenebilir.