TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BASIN AÇIKLAMALARI

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ARINÇ'IN BASIN TOPLANTISI...


Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun, ''dengi'' olmadığını, dengi olmayan bir kişiyle ekran önüne çıkıp, tartışmayacağını belirterek, ''Bu bir siklet, denklik meselesidir. Benimle tartışması gereken kişi, Sayın Baykal olabilir. Sayın Baykal ile arzu ettiği takdirde ve uygunsa, biz bir konuyu karşılıklı olarak, görüşüp, tartışabiliriz'' dedi.

12 Ocak 2010 Salı

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent
Arınç, CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun, ''dengi'' olmadığını, dengi
olmayan bir kişiyle ekran önüne çıkıp, tartışmayacağını belirterek, ''Bu bir
siklet, denklik meselesidir. Benimle tartışması gereken kişi, Sayın Baykal
olabilir. Sayın Baykal ile arzu ettiği takdirde ve uygunsa, biz bir konuyu
karşılıklı olarak, görüşüp, tartışabiliriz'' dedi.

Arınç, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla parlamento
muhabirlerini ziyaretinde, açıklamalarda bulundu.

Bülent Arınç, CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu'na gazetecilerin,
kendisiyle düello yapıp yapmayacağını sorduğunu, Kılıçdaroğlu'nun da ''Neden
olmasın, kendisi kabul ediyorsa ben varım'' açıklamalarının, gazetelerde yer
aldığını anımsattı.

Gazetecilerin, bir haftadır kendisinden cevap beklediğini ifade eden
Arınç, Kılıçdaroğlu'nun, iki ana konuda, düşüncelerini almak için kendisine soru
sorduğunu kaydetti. Arınç, ''Düello kelimesi, kendisinin bana teklif ettiği bir
şey değildir. Siz söylüyorsunuz, o da üzerine atlamış vaziyette''dedi.

Arınç, geleneklerinde düellonun bulunmadığına işaret ederek, sözlerini
şöyle sürdürdü:

''Kimseyle düello etmeyi düşünmem, Türkiye'de de bunu düşünen bir insan
olduğunu zannetmiyorum. Belki biz birisiyle bir konuyu tartışabiliriz. Bu filan
olabilir, falan olabilir. Düello birbirini yok etmektir. Avrupa'daki örneklerine
bakarak söylüyorum; önce davranan, diğerinin hayatına son verir. Artık Avrupa da
bunu terk etti. Biz kimseyi yok etmek için dünyaya gelmedik. Fikirlerimiz,
düşüncelerimiz farklı olabilir, bu farklılıkları göstermek için tartışabiliriz.
Onun da iyi bir zamanda, iyi bir mekanda olması lazım.

Aslında ben Sayın Kılıçdaroğlu ile bu konuştuğumuz konularda tartışmak
niyetinde değilim. Ondan, fikirlerinden, düşüncelerinden korktuğumdan değil.
İnandığım doğruları her yerde müdafaa edebilecek bir noktadayım. Bir defa Sayın
Kılıçdaroğlu, benim dengim değil. Dengim olmayan bir insanla, ben ekran önüne
çıkıp, tartışmam. Bu bir siklet, denklik meselesidir. Kendisi, partisinin grup
başkanvekilidir. AK Parti'de grup başkanvekilleri var, kim kabul ederse, onunla
istediğini tartışabilir. MHP'de iki tane grup başkanvekili var, istediğiyle
konuşabilir. Olsa olsa benimle tartışması gereken kişi, Sayın Baykal olabilir.
Sayın Baykal ile arzu ettiği takdirde ve uygunsa, biz bir konuyu karşılıklı
olarak, görüşüp, tartışabiliriz. Fikirler ortaya çıkar, bu fikirlerden de hem biz
hem toplum yararlanabilir. Ama inanıyorum ki kendisinin de böyle bir ihtiyacı,
düşüncesi yok.''

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent
Arınç, bundan sonraki gayelerinin, çalışan gazetecilerin çok daha iyi şartlarda
görev yapabilmeleri ve genelde basın özgürlüğünün önünde engeller varsa bunların
kaldırılması olduğunu söyledi.

Arınç, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla Parlamento
muhabirlerini ziyaret ederek, gündemdeki konulara ilişkin açıklamalarda
bulundu.

Ziyaretinin sebeplerinden birisinin, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü
olduğunu ifade eden Arınç, medyadan sorumlu başbakan yardımcısı olarak
gösterildiği için kendisinin de bir mesaj yayımlayarak çalışan gazetecilerin bu
gününü kutladığını söyledi.

Çağdaş bir ülke olabilmenin, daha ileriye gitmenin, demokratikleşmenin,
en büyük dinamosunun basın, gazeteciler ve basın hürriyetinin sağlanması olduğunu
belirten Arınç, gazetecilerin çağdaş imkanlarla, bugünün koşullarına uygun, hem
özlük haklarıyla hem de bunu muhafaza altına alacak güvencelerle güçlendirilmesi
gerektiğini bildirdi.

Arınç, 1961 yılında çıkarılan 212 sayılı kanunla, bu konularda bir adım
atıldığını hatırlatarak, şunları söyledi:

''AK Parti iktidarı döneminde en başarılı kanunlarımızdan birisi, 2004
yılında çıkarılan 5187 sayılı Basın Kanunu'dur. Bu kanun en özgürlükçü kanun
olarak biliniyor. Mutabakatla çıktı. Parlamentomuzdan, diğer siyasi partilerin de
desteği ile çıktı. 2004'den buyana da Basın Kanunu üzerinde çok şükür ki çok
fazla eleştiri yapılmadı ve benimsendi.

Şimdi bundan sonraki gayemiz, çalışan gazetecilerimizin çok daha iyi
şartlarda görev yapabilmeleri ve genelde basın özgürlüğünün önünde engeller varsa
bunların kaldırılmasıdır.

Önümüzdeki Cumartesi günü Kocaeli'de olacağım. Kocaeli'nin, basın
tarihinde önemli bir yeri var. Bildiğiniz gibi, Büyük Atatürk, Kocaeli
ziyaretinde bir basın toplantısı yaparak, o günkü düşüncelerini ifade etmiş ve
bilindiği kadarıyla ilk ve tek basın toplantısını Kocaeli'nde yapmıştır. 16
Ocak'ı, Kocaeli Gazeteciler Cemiyeti özel bir gün olarak kutluyor. O gün orada,
basın mensuplarıyla olacağız.''

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent
Arınç, CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun, ''Dersim'' tartışmalarından
sonra ortaya çıkan görüntüsüyle güvenilmez bir siyasetçi olduğunu, çizgisinin de
çok düzgün olmadığını gösterdiğini belirterek, ''Şimdi o günden buyana karizması
sıfırlanmış, güvenini kaybetmiş bir siyasetçi olarak 'bir fırsatını bulsam da şu
Arınç ile televizyon önünde bir kapışsam, acaba kırılan karizmamı toparlayabilir
miyim' diye düşünüyor olabilir'' dedi.

Arınç, Kılıçdaroğlu'na CHP Bursa Milletvekili Onur Öymen ile bir
televizyon programına çıkmasını da önerdi.

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla parlamento muhabirlerini
ziyaret eden Arınç, gündemdeki çeşitli konulara ilişkin açıklamalarda bulundu.

Bir hastane açılışında, basın mensuplarına bir açıklama yaptığını
hatırlatan Arınç, şunları söyledi:

''O gün daha çok Çukurambar'da bizim evimizin civarında yapıldığı iddia
edilen bir inceleme, tarassut, araştırmayla ilgili soruşturmayı yürüten savcı ve
hakime bir kargoyla 8'er adet mermi gönderildiği gazetelerde yer aldı. Bunun
soruşturması yapıldı. Belli bir yerden postalandığı, bunu gönderen kişilerin
sahte kimlik kullandığı gazetelerimizde yazıldı.

Gazeteci arkadaşlarım bana bu konuda ne düşündüğümü sordular.
Hatırlayacaksınız. Bunlar televizyonlarda bolca yayınlandı. Ben de bunun vahim
bir olay olduğunu, mutlaka savcılığın bu konuyu soruşturacağını ve bu neticenin
bir an önce ortaya çıkması gerektiğini ifade ettim. Ama bir şey daha ifade ettim,
bu benimle ilgili olduğu iddia edilen soruşturma içerisinde pek çok olay da
yaşandı. Biz, yargı sürecinde bu konulara pak fazla girmemiştik. Ama bazı
siyasetçiler, başka olaylarda da olduğu gibi bu konuda da işi sulandırmak, işi
küçültmek, dikkatlerden uzaklaştırmak için çok garip cümleler kullandılar. Bir
kısmı buna bir mizah olayı olarak baktı. Bir kısmı ''savsata' demeye kadar
götürdü. Öbürü de olayı karikatürüze etmeye çalıştı. Dolayısıyla ben kendi
düşüncemi ifade ettikten sonra da 'Sayın Deniz Baykal'a da Sayın Kemal
Kılıçdaroğlu'na da filan kişiye de sorun bakalım onlar ne diyecek' dedim. Çünkü,
geçtiğimiz hafta grup toplantısında Sayın Baykal, kozmik oda olduğu iddia edilen
yerde yapılan araştırmayı biraz da küçümseyerek 'gördünüz mü kozmik odadan kozmik
patates çıktı' demiştir. Deneyimli bir siyasetçinin kullanacağı bir cümle değil
bu. Çok garip cümle. Ne olursa olsun, bir siyasetçinin yürütülmekte olan,
soruşturma aşamasında olan bir olayla ilgili böyle basit bir ifadeyi kullanmaması
lazım. Ben de ona 'nazire olsun' diye 'demek ki kozmik odadan kozmik patates
çıkıyorsa, bu gönderilen mermiler de aslında çikolatadır' demiş, sözümü
bitirmiştim.''

Gazetecilerin, aynı gün öğleden sonra bunu CHP Genel Başkanı Deniz
Baykal'a sorduklarını ve Baykal'ın buna cevap verirken, ''çok rahat olduğunu
gözlemlemediğini'' ifade eden Arınç, ''Ama kendisinden beklenmeyen bir şey
söyledi ki doğru olan odur. 'Bu çok ciddi bir konudur, bu konunun üzerine
gidilmelidir, bu ortaya çıkarılmalıdır' dedi'' diye konuştu.

-''ANLAMAMAZLIKTAN GELDİ''-

CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun da bir basın toplantısı
yaptığını hatırlatan Arınç, gazetecilerin Kılıçdaroğlu'na, ''Siz bu mermiler
konusunda ne düşünüyorsunuz?'' sorunu yönelttiğini ancak, kendisinin bunu
''anlamamazlıktan'' geldiğini söyledi. Kılıçdaroğlu'nun, soruyu yanıtlamak
yerine, kendisini komik bulduğunu ifade ederek cevap verdiğini anlatan Arınç,
şöyle devam etti:

''Ona mermileri sordum o benden bahsediyor. Bu, eğer topu taca atmak
değilse, yanlış bir ifadedir. Çünkü, beni nasıl bulduğunu herkes farklı bir
şekilde cevaplandırabilir. Ama ben ona, mizah olarak baktığı bu olayla ilgili
gelişmeyi sormuştum, ona bir cevap vermemiş.

Siz o sırada kendisine 'Sayın Arınç ile bu konuda bir düello yapar
mısınız' demişsiniz, o da 'neden olmasın, kendisi kabul ediyorsa ben varım'
demiş. Ben sizin yalancınızım. Yani böyle bir olayın cereyan ettiğini gazeteler
de yazdı. Şimdi, bir haftadır benden cevap bekliyorsunuz. Sayın Kılıçdaroğlu,
hemen hemen iki ana konuda benim düşüncemi almak için soru soruyor. Öncelikle
şuna cevap vereyim: Bir defa düello kelimesi, kendisinin bana teklif ettiği bir
şey değildir. Siz söylüyorsunuz o da üzerine atlamış vaziyette. Bizim
geleneğimizde düello yok. Ben kimseyle düello etmeyi düşünmem, Türkiye'de de bunu
düşünen bir insan olduğunu zannetmiyorum. Belki biz birisiyle bir konuyu
tartışabiliriz. Bu filan olabilir, falan olabilir. Düello, birbirini yok
etmektir. Önce davranan bir diğerinin hayatına son verir. Avrupa'daki örneklerine
bakarak söylüyorum; ancak Avrupa da bunu kaldırdı. Biz kimseyi yok etmek için
dünyaya gelmedik. Fikirlerimiz, düşüncelerimiz farklı olabilir, bu farklılıkları
göstermek için tartışabiliriz. Onun da iyi bir zamanda, iyi bir mekanda olması
lazım.''

''TARTIŞMA NİYETİNDE DEĞİLİM''

Aslında kendisinin Kılıçdaroğlu ile bu konularda tartışmak niyetinde
olmadığını ifade eden Arınç, ''Ondan, fikirlerinden, düşüncelerinden korktuğumdan
değil. İnandığım doğruları, her yerde müdafaa edebilecek bir noktadayım. Bir defa
Sayın Kılıçdaroğlu, benim dengim değil. Dengim olmayan bir insanla, ben ekran
önüne çıkıp, tartışmam'' diye konuştu.

Bunun bir ''siklet, denklik meselesi'' olduğunu ifade eden Arınç, şöyle
konuştu:

''Kendisi, partisinin grup başkanvekilidir. AK Parti içerisinde 5 grup
başkanvekili var. Kim kabul ederse, onunla istediğini tartışabilir. MHP'de iki
grup başkanvekili var, istediğiyle konuşabilir. Olsa olsa benimle tartışması
gereken kişi, Sayın Baykal olabilir. Sayın Baykal ile arzu ettiği takdirde ve
uygunsa, biz bir konuyu karşılıklı olarak, görüşüp, tartışabiliriz. Fikirler
ortaya çıkar, bu fikirlerden de hem biz hem toplum yararlanabilir. Ama inanıyorum
ki kendisinin de böyle bir ihtiyacı, düşüncesi yok.
Meseleyi bununla kapatılım. 'Düello' diyerek magazinleştirmeye çalışmak
veya basının, bu konu üzerine çok fazla durmasını temin etmek, bir siyasetçi için
doğru değil. Kendisinin de (böyle bir düşüncesi yok ama herhalde zaaf gösterdi.
Gazeteci arkadaşların bu teklifi üzerine, 'neden olmasın' dedi. Ben kimseyle
düello edecek değilim. Tartışmaya gelince, 4'lü, 5'li tartışmaların Türkiye'de
netice vermediğini düşünüyorum. Dolaylısıyla benim bir kaç yıldan bu yana
yaptığım televizyon programları, bire bir sorulara cevap vermek şeklindedir. Bu
en fazla siz olursunuz, karşınızda 3-4 gazeteci olur, onların sorularına cevap
vermek olur. Ama biz bunları zamanında ve zemininde yapmalıyız.''

''KOMİK BULMA''

Arınç, Kılıçdaroğlu'nun, kendisini ''komik'' bulduğunu söylediğini
hatırlatarak, ''Ben, belli bir siyasetçiyim. Arkamda bıraktığım iz vardır. Bu
büyüktür veya küçüktür. Herkes de beni bir Bülent Arınç olarak, belli ölçüler
içerisinde tanır. Dolayısıyla komik bulduğunu ifade etmekle beni
küçültebileceğini düşünüyorsa, kendisi aldanır diye düşünüyorum'' dedi.

Bir siyasetçi olarak Kılıçdaroğlu'nu başlarda hiç komik bulmadığını
anlatan Arınç, ''Bazıları öyle görmesine rağmen. Onun SSK Genel Müdürlüğü
döneminden kalan defolarını da çok iyi bilmeme rağmen, siyasetteki ilk çıkışını
takdirle karşıladım'' diye konuştu.

Başbakan Yardımcısı Arınç, sözlerine şöyle devam etti:
''Çünkü, o çalışkan bir siyasetçi olarak gözümü görünmüştü.
Araştırıyordu, bulduklarını da kamuoyuyla paylaşıyor, Meclis gündemine de
getiriyordu. Çok iyi bir yol bulmuştu kendisine. O yol da Türkiye'de 70 milyonun
aynı hassasiyeti gösterdiği yolsuzluklar konusuydu. Ben, nasıl yolsuzluklar
konusunda hassasiyet sahibi bir insan olarak biliniyorsam ve hamd olsun öyleysem,
Sayın Kılıçdaroğlu'nun da bunu gündeme getirmesinden her zaman memnuniyet duydum.
Ancak, bu böyle devam etmedi. Sayın Kılıçdaroğlu'nun İstanbul Büyükşehir Belediye
Başkanı adaylığı, onun siyasetteki en yüksek karizmaya sahip olması için çok
önemli bir avantajdı. Siyaset alanını genişletmek için Sayın Baykal ile birlikte
çarşaflı hanımefendilere CHP rozeti takıyor, tarikat büyüklerinin çocuğu olduğu
ifade edilen arkasında oy potansiyeli yüksek insanlara CHP rozetini takıyor,
hatta her gitti yerde insanların takdim ettiği kıyafeti de giyiyordu. Hatta bir
defasında başına kalpak giydirmişlerdi. Belki de o kalpakla Kuvayı Milliye
görüntüsü vermek istiyordu. Ama o güne ait bir gazetede bir köşe yazarı, 'sen
aynaya bak da daha çok kime benzediğini gör' demişti. Kime benzediğini de
yazmıştı. 'Sultan Vahdettin'e daha çok benziyorsun...' Seçimler bitti. Seçimleri
kazanamadı. Seçimlerden sonra İstanbul'da yakaladığı iddia edilen bu ivmeyle
ilgili olarak Sayın Kılıçdaroğlu'nun CHP'ye lider olması halinde, CHP'nin
önümüzdeki seçimlerde daha çok oy alıp alamayacağı tartışılmaya başlandı. Bu, bir
siyasetçi için iyi bir noktadır.

Ama yolsuzluklarla ilgilenmesinin sadece siyasi bir rant sağlamaya dönük
bir çaba olup olmadığı konusunda zihinlerde şüphe uyunmaya başladı. Çünkü,
kendilerine servis edilen dosyaların nerelerden servis edildiği tespit edildi.
Bunlarla ilgili ortaya koyduklarının sadece bir soruşturma, sadece bir soru,
sadece bir şüphe olduğunu biz biliyorduk. Ama o, yaprak kımıldasa 'bunu AK
Parti'liler yolsuzluk olarak yapıyor' demeye başladı. Çok garip bir durum çıktı.
O da psikolojik bir rahatsızlığa dönüştü. Türkiye'de her olaya yolsuzluk gözüyle
bakarsanız, herkesi potansiyel olarak yolsuzluk yapan bir insan olarak görmeye
başlarsanız, bu o insan için de hayırlı bir gelişme değildir.''

''İDDİALARIN ÇOĞU FOS ÇIKTI''

Kılıçdaroğlu'nun yolsuzluk iddialarının çoğunun ''fos'' çıktığını ifade
eden Arınç, bir kısmının yargıya bile gitmediğini, büyük bir kısmının da yargıdan
döndüğünü söyledi. Her gün ''aynı sakızı çiğnemek'' suretiyle yolsuzlukla
mücadele eden bir insan kılığına veya görüntüsüne girmenin, o günlerde yaşanan
bir olay olduğunu anlatan Arınç, ''Bu iyi bir karizmadır. Siyasette gelinecek iyi
bir noktadır. 'Ama ne kadar güvenilebilir, ne kadar çizgisi düzgün bir
siyasetçidir? Kendine özgü bir hayat modeli, yaşantı şekli var mıdır' diye
insanlar tereddüt ediyordu'' ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu'nun, bu tereddütleri giderdiğini belirten Arınç, şunları
kaydetti:

''Kendi partisinden birisi 13 Kasım günü TBMM'de terörle mücadele konusu
konuşulurken, 'anneler ağlamasın' sözüne karşı Dersim katliamını kastederek
'orada anneler ağlamıştı ama hiç kimse annelerin göz yaşı dinsin dememişti' diyen
Onur Öymen konuşuncaya kadar... Sayın Kılıçdaroğlu, 3 gün sustu. 3 gün sonra da
bu konuşmanın yanlış olduğunu, Sayın Öymen'in kendisine düşeni yapması
gerektiğini söyledi. 'Nedir bu' dediler, 'O daha iyi bilir' dedi. Herkes zannetti
ki Sayın Öymen'i istifaya davet ediyor. Tuncelili olarak 70 yıl önce yaşanmış,
hala gözyaşlarıyla hatırlanan bir olaya karşı, o bölgenin bir evladının üstelik
de Alevi kimliği ile suskun kalmasını kimse beklemiyordu. Bir kaç kelime
konuşabildi. Sonra Ankara'ya döndü baktı ki Sayın Baykal, Onur Öymen ile kol kola
ve grup toplantısında birinci sırada oturuyor. Hemen çark etti, Sayın Baykal'a
biat etti, sözünü unuttu, Onur Öymen ile kucaklaştı ve o iş bitti.

Bir insan, hayatında çok zorlukla itibar kazanır, belki yılları bulur.
Ama çok basit bir olayla bunların hepsini kaybedebilir. Sayın Kılıçdaroğlu, bu
görüntüsüyle güvenilmez bir siyasetçi olduğunu, çizgisinin de çok düzgün
olmadığını gösterdi.

Şimdi o günden buyana karizması sıfırlanmış, güvenini kaybetmiş bir
siyasetçi olarak 'bir fırsatını bulsam da şu Arınç ile televizyon önünde bir
kapışsam acaba kırılan karizmamı toparlayabilir miyim' diye düşünüyor olabilir.
Ona bu fırsatı vermeyeceğim. Biraz önceki sözlerimin doğru olduğunu düşünüyorum.
Ama ona kırılan itibarını ve yitirilen karizmasını tekrar güçlendirmek için bir
arkadaş, bir siyasetçi olarak bir tavsiyede bulunmak istiyorum; Sayın
Kılıçdaroğlu, siz Onur Öymen ile televizyon önünde tartışın. Dersim konusunda siz
düşündüklerinizi, o da düşündüğünü ifade etsin. Biz sizin nerede durduğunuzu
görelim. Sayın Kılıçdaroğlu'nun nerede durduğunu görmek, Türkiye'nin beklediği
bir olaydır. Siz, beni, bir başkasını bırakın. Sizin yapacağınız en dürüst iş,
Onur Öymen beyfendiyle birlikte bir televizyon ekranı önünde görüşebilmek,
hesaplaşabilmek, tartışabilmektir.''

---- HABERİN DEVAMINA 'İLGİLİ DÖKÜMANLAR' KISMINDAN ULAŞABİLİRSİNİZ ----
Haber Tarihi (dd/mm/yyyy)
Anahtar Kelime






Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM
Tasarım Hacettepe Üniversitesi


Sitemiz en iyi Mozilla Firefox 3.0, IE 7.0 ve üzeri ile görüntülenebilir.