TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BASIN AÇIKLAMALARI

MHP TBMM GRUP TOPLANTISI...


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçim yapılması için gereken şartların oluştuğunu savunarak, ''Seçime gitmek için isyan mı, savaş hali mi, çatışma mı, bölünme mi olması gerekmektedir?'' dedi.

12 Ocak 2010 Salı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçim
yapılması için gereken şartların oluştuğunu savunarak, ''Seçime gitmek için isyan
mı, savaş hali mi, çatışma mı, bölünme mi olması gerekmektedir?'' dedi.

Bahçeli, partisinin Grup Toplantısında yaptığı konuşmada, ülkesine
hizmeti esas alan her yöneticinin en büyük hedefinin ve yegane gayretinin,
''sorumluluğunu üstlendiği beşeri varlığın huzur, refah, güvenlik ve birliğini ve
içinde şekil bulduğu devletinin güçlenerek devamını sağlamak'' olması gerektiğini
söyledi.

İktidara ve hükümete talip olanların, imkanlar, ülke potansiyeli,
dünyadaki ve bölgedeki gelişmeler, toplumun beklentileri, yetişmiş insan kalitesi
ve siyasal vizyon gibi değişkenler gözününde bulundurularak vaatlerin
gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Bahçeli, yanlış hesap ve ilişkiler, dış
dayatmalar, politikalarda tercih hataları, sıradanlaşan vaatler, tükenen umutlar,
eskiyen yüzler, istismarların rağbet görmemesi gibi konuların hükümetlerin ömrünü
sona erdiren başlıca belirtiler olduğunu söyledi.

AK Parti hükümetlerinin ''başarısız bir iktidarın'' bütün emarelerini
göstermeye başladığını ifade eden Bahçeli, vaatlerin inandırıcılığını
kaybettiğini, söylemlerin tekrar edilmeye başlandığını, üstesinden gelinemeyen
sorunların bürokrasiyi yorduğunu, kurumlar arasında gerilimin arttığını
savundu.

Demokrasilerde, yönetimlerin Anayasanın işaret ettiği esas ve usuller ile
belirlenen sürelerde seçimle değiştiğini anımsatan Bahçeli, ''Ancak seçimle
yapılan bu yasal değişimin sosyo-ekonomik zeminini ve zamanını belirleyen temel
güç, toplumsal beklentilerin baskısıdır. Bu bakımdan Başbakan Erdoğan 'seçimler
zamanında yapılacak' dese de ve bunu samimiyetle istese de yorgun, yılmış,
yıpranmış, inandırıcılığını kaybetmiş bir hükümetin devamı mümkün
görülmemektedir. Elbette ki, tek başına bir iktidarın başarısızlığını kabul
ederek, zamanından önce seçim kararı alması, bir siyasal çelişki olarak karşımıza
çıksa da gelişmeler AKP'nin buna mecbur kalacağını işaret etmektedir. Milletin
iradesine karşı direnme veya millet iradesinden korkarak kaçma, yalnızca buyruk
ve başarısız despot yönetimlerin başvuracağı sığınma halidir. Ne var ki
demokrasiler, millet iradesinden sonsuza kadar kaçışa müsaade etmeyen
yönelimlerdir'' diye konuştu.

Bahçeli, koalisyon ortağı oldukları 57. Hükümet döneminde seçimde ısrar
ettiklerini belirterek, ''O günkü siyasal ortam, küresel gelişmeler ve MHP'siz
siyaset arayışları koalisyonu daha fazla sürdürme imkanını vermeyince, partimiz
tarihi bir kararla milletin iradesine başvurmaktan, bedeli ne olursa olsun asla
kaçınmamıştır'' dedi.
Başbakan Erdoğan'ın koalisyon ortağı oldukları döneme atfen ''bırakıp
kaçtınız'' anlamına gelen sözlerin demokratik karşılığı olmadığını söyleyen
Bahçeli, milletin hakemliğinden korkmanın, verdiği yetkileri tazelemekten
kaçmanın da siyaset anlayışımızda yeri olmadığını kaydetti.

Devlet Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın önünde iki seçenek kaldığını ileri
sürerek, şöyle devam etti:

''Ya giderek eriyen partisinin düşüşünü bir noktada durdurmak için
kendince yeterli zannettiği bir seviyeyi yakaladığı anda seçime gidecektir. Ya da
destek seviyesini yeniden yükselteceği umuduyla karşılayamadığı toplumsal
taleplere dayanabileceği kadar dayanıp zamanında seçime gitmeyi hedefleyecektir.
Ne var ki Başbakan Erdoğan ve partisi açısından her iki tercih de çözülmesini ve
gerileyişini durdurmaya yetmeyecek, beklenen akıbet er ya da geç karşılarına
çıkacaktır.

Bizim seçim beklentimiz ve talebimizden maksadımız, Türkiye'nin, AKP'den
bir an önce kurtulmasıdır. Bu hükümetle geçirilecek her ilave gün daha fazla
tahribat, daha fazla kışkırtma, daha fazla istismar, daha fazla yoksulluk ve daha
fazla dayatma demektir. AKP iktidarı tükenmektedir. Ancak beraberinde Türkiye'yi
de için için tüketmektedir. Ve Türk milletinin ve Türkiye'nin kaybedecek zamanı
ve israf edilecek geleceği kalmamıştır.''

''YETKİYİ GERİ ALACAK OLAN DA MİLLETTİR''

Milletin layık olduğu demokratik hedeflerden uzaklaştırılmasına, göz
yummayacaklarını, sessiz kalmayacaklarını vurgulayan Bahçeli, ''Bizden, hiç kimse
millet ve devlet bekası bu derece tehlike altındayken suskun kalmamızı
beklememelidir'' dedi.

Geçen hafta MYK toplantısında genel seçimlere yönelik hazırlıkların
başlatılması kararının alındığını anımsatan Bahçeli, sürecin milletin hayrına ve
yararına sonuçlanacağını, partilerinin Türkiye'nin sorunlarını omuzlayacağını
ifade etti.

Bahçeli, ''Bu karar, yalnızca seçimle sonuçlanacak olan siyasal ve sosyal
şartların yeterince olgunlaştığının tespiti değildir. Ülkemizin bütün sorunlarını
çözmeye hazır ve talip Milliyetçi Hareketin, millet iradesine olan saygısının
iradesidir. Ve aynı zamanda ağır ve sancılı geçen 7 yılın sona ermesi için
milletimiz adına yaptığı demokrasi çağrısıdır. Almış olduğumuz kararın ve
çağrının Başbakan Erdoğan'da uyandırdığı öfke ve yenilgiye doymayan pehlivan
kıyaslaması millete olan güvensizliğin, milletten kaçmanın işareti olmuştur.
Siyasal iktidarları seçerek hükümet olma gücünü veren millettir; bu yetkiyi
başarısız olanlardan geri alacak olan da yine millet olacaktır. Demokrasilerde
bundan kurtuluş yoktur'' diye konuştu.

AK Parti ile geçen yılların özetini ''Kriz, Kargaşa, Kaos, Korku,
Kutuplaşma, Kavga ve Karanlık'' kelimelerinin baş harflerinden oluşan ''7-K''lı
tahribat olarak tanımladıklarını anlatan Bahçeli, bu tespitlerinin, hayatın acı
gerçekleri olduğunu söyledi.

''KORKUNUN ECELE FAYDASI YOKTUR''

Bahçeli, 2007 seçiminden sonraki ilk grup toplantısında ''küresel
dayatmalar karşısındaki ürkek ve teslimiyetçi tavrının ve içine düşülen sıcak
para, borç, faiz ve taviz döngüsüyle AKP kadrolarının bunu başaramayacaklarını''
öngördüğünü ve haklı çıktığını belirterek, ülkenin zor ve sancılı bir dar boğaza
sokulduğunu, toplumsal gerilim ve siyasal değişim beklentisinin yeterince
biriktiğini söyledi.

MHP Genel Başkanı Bahçeli, şunları kaydetti:
''Sonunda hür irade ile sandıkta sonuçlanacak bir seçim sürecinin
başlaması ve demokratik bir rahatlama ortamının doğması için daha nasıl bir
tahribat yaşanması, daha ne kadar ağır sorunların olması gerekecektir? Yaygın
yoksulluk, artan işsizlik, kimlikleri tahrik edilmiş toplum yapısı, fitili
ateşlenmiş ayrımcılık, uluslararası güçlere tam teslimiyet, seçim için yeterli
ortam demek değil midir? Seçime gitmek için isyan mı, savaş hali mi, çatışma mı,
bölünme mi olması gerekmektedir? Çok şükür ki, demokrasiler bu değişimin milletin
meşru ve hür iradesi ile yapılabildiği rejimlerdir ve ülkemizin demokratik
birikimi bizlere bu imkanı sunmaktadır.''

Bu itibarla, olumsuzluklar katlanarak artarken sandıktan kaçmak; ya
demokrasiye ve millete inanmamak demektir, ya otokrat bir yönetim arzusunun,
despot bir ruh halinin yansımasıdır, ya yokluk, yoksulluk ve teslimiyeti
göremeyen bir siyasal körlüğün işaretidir ya da veremeyecek hesaplara ve karanlık
ilişkilere mahkum hale gelmiş olmanın derinden yaşanan korkusudur. Biz bunların
tamamının Başbakanı seçimden ve sandıktan ürküten baskın etkenler olduğu
düşüncesindeyiz.''

Bahçeli, bugün Türkiye'nin şartlarının 2002 yılına göre çok daha
ağırlaştığını, Cumhuriyetin birikimlerinin çok daha fazla tahrip olduğunu
savundu.

57. Hükümet döneminde ''önce ülkem sonra partim'' ilkesiyle hareket
ederek seçime gittiklerini ve o günkü şartlarda partilerinin Meclis dışında
kalarak siyasi bedeli ödediğini, milletin AK Parti'yi hükümete taşımasına da
saygılı olduklarını söyleyen Bahçeli, ''Şimdi bedel ödeme sırası Adalet ve
Kalkınma Partisi'ndedir. Milletimizin sonuna kadar güvendiğimiz iradesi ilk
seçimde bu ilkesiz kadroları gönderecek ve inancımız odur ki Milliyetçi Hareketi
iktidar yapacaktır. Kaçış yoktur, kurtuluş yoktur. Buradan Başbakan'a
hatırlatırım ki korkunun da ecele faydası yoktur'' diye konuştu.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, parti
teşkilatı ve ülkücü gençliğe seslenerek, ''Bütün vatandaşlarımızı ayrım
gözetmeksizin kucaklıyoruz' dedi. Bahçeli, milliyetçi hareketin, tahrikler ne
kadar ağır olursa olsun, kardeşliğe zarar verecek girişimlerin karşısında
olacağını, sokaktan uzak duracağını, oynanmak istenen oyunu sabır ve sükunetle
bozacağını söyledi.

Bahçeli, partisinin Grup Toplantısında konuşan Bahçeli, ''açılım adı
verilen sözde siyasi projenin, millette neden olduğu tahrik ve ayrışmanın ortada
olduğunu'' belirtti.

Bu konuda daha önce yaptıkları uyarıları hatırlatan Bahçeli, açılımın hız
kazandığı yaz başından bu yana, Türkiye'nin çeşitli yerlerinde meydana gelen,
toplumsallaşan mahalle çatışmalarının ve kavgaların, daha önce yaptıkları
uyarılar ışığında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi.

Bahçeli, Hükümet tarafından yıllardır kaşınan kimliklerin, millet
bütünlüğünden ayrılma eğilimi göstermeye başladığını iddia ederek, ''Kişiler
arasında meydana gelen basit asayiş olaylarının bile tetiklediği gruplaşmalar,
kız kaçırma, hırsızlık, sataşma, tartışma gibi münferit suç ve kabahatlerin
artması, taşlı, sopalı, patlayıcı ve yanıcı maddeli ayaklanma gösterilerine karşı
devlet gücünün çaresiz kalması gibi tali etkenler, münferit hadiseleri aniden
toplum olayı haline getirmeye başlamıştır'' diye konuştu.

BAZI YERLERDE MEYDANA GELEN OLAYLAR

Geçmişte küçük bir kıvılcımın büyük yangınlara neden olabileceğine dair
yaptıkları ikazın anlamının da burada olduğuna dikkati çeken Bahçeli, 26 Kasım
2009'da Bayramiç'te, 15 Aralık 2009'da Bulanık'ta, 3 Ocak 2010'da Edirne TEM
Otoyolu girişinde, 5 Ocak 2010'de Mersin Akdeniz ilçesinde ve 6 Ocak 2010
tarihinde de Manisa Selendi ilçesinde yaşanan talihsiz olayların bir kez de bu
yönüyle değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.

Bahçeli, en küçük tartışmanın bile hızla kitleselleşerek toplumun
birbirine karşı düşmanca davranmasına neden olacak bu tehlikeli vasatın,
hükümetin tahrikleriyle hazır hale getirildiğini ileri sürerek, şunları
söyledi:

''Bu ne Bayramiçli'nin, ne Bulanıklı'nın, ne Akdenizli'nin, ne de
Selendili'nin öncelikli suçu ve ayıbıdır. Bu doğrudan doğruya etnik ayrımcılığı
misyon belleyen, cahiliye dönemi kabile zihniyetine takılıp kalmış, kimlik
kışkırtıcılığı yapan AKP hükümetinin ayıbı, suçu ve sorumluluğudur. MHP, hiçbir
vatandaşımızın barınma, iskan, iş ve aş arama, eğitim ve sağlık gibi temel hayat
ihtiyaçlarının kendi hür iradesi dışında zorlamalara maruz kalmasını ve
tercihlerine ipotek konulmasını asla hoş görmez. Özellikle bunun, sahip olduğu
köken veya mezhep nedeniyle ayrımcılığa uğramasını, baskı ve zorlama görmesini
asla kabul etmez. Yurdumuzun her yeri ve yöresi hepimizindir. Nerede doyuyorsa,
nerede yaşamak istiyorsa, nerede rızkını kazanıyorsa yasal ve helal olmak kaydı
şartıyla herkes ülkemizin imkanlarını kullanma konusunda eşittir.''

PARTİ TEŞKİLATI VE ÜLKÜCÜLERE UYARI

MHP Lideri Bahçeli, parti mensuplarına ve ülkücü gençliğe seslendiğini
ifade ederek, ilkesiz ve kimlik bunalımı yaşadığını belirttiği Hükümetin, millete
yönelik kimlik tahriklerinin toplumsal öfkeyi biriktirdiğini ileri sürdü.

''Başbakan'ın her konuşmasındaki ayrımcı mesajlarının, toplumda derin fay
kırıkları oluşturmaya başladığını'' öne süren Bahçeli, yara alan kardeşlik
duygularının istismar ve kışkırtmaya açık ve hassas hale gelen toplumun kimlik
reflekslerini arttırdığını söyledi.

Yıllardır birbirine sokularak yaşayan toplum fertlerinin, ayrışma eğilimi
göstermeye, komşular arasında keskin sınırlar çizilmeye başladığını ifade eden
Bahçeli, bu gergin ve hassas ortamın, herkese yeni ve ayrı bir sorumluluk
yüklediğini vurguladı.

Bahçeli, birlikte yaşadıkları beşeri varlığı; kökü, kökeni ve mezhebi ne
olursa olsun tamamını ''Türk milleti'' tanımı içinde kucaklayan bir anlayışın
temsilcileri olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

''Hiçbirisini diğerinden ayrı düşünmemiz, birini diğerine tercih etmemiz
asla söz konusu olmayacaktır. Emeğimizi, alın terimizi, kazancımızı beraberce
sağladığımız, vergi vererek, askerlik yaparak, üreterek vatan borcumuzu beraberce
paylaştığımız, kız alıp verdiğimiz, askere uğurladığımız, beşiklerini
salladığımız, mevlitlerine katıldığımız, birlikte ibadet ettiğimiz, anısını,
acısını, sevincini ve gururunu paylaşmaktan kıvanç duyduğumuz, namusunu namus
bellediğimiz, arkamızı dönmekten asla çekinmediğimiz, onurlu ve müreffeh bir
geleceği de birlikte paylaşmak istediğimiz, komşumuzdan başlayarak,
mahallelimizle, hemşehrimizle ve ülkemizdeki bütün vatandaşlarımızı tekraren
ifade ediyorum, hepsini ayrım gözetmeksizin kucaklıyoruz.''

''FİTİLİ İKTİDAR TARAFINDAN ATEŞLENDİ''

Devlet Bahçeli, bu samimi kucaklaşmayı ve beraberlik çağrısını
zayıflatacak hiçbir tepkinin partisi tarafından masum ve haklı bulunmasının
mümkün olmadığını belirterek, ''Milliyetçi Hareket, tahrikler ne kadar ağır
olursa olsun kardeşliğimize zarar verecek girişimlerin karşısında olacak,
sokaktan uzak duracak, oynanmak istenen oyunu sabırla ve sükunetle bozacaktır.
Temennim, hükümetin ve yandaşlarının, iptidai bir körlükle, toplumu millet
olmanın kapsayıcı ve kucaklayıcılığından, kabile kültürünün ilkel ve geri
formlarına itmesinin bedelinin ayrışma, kutuplaşma ve çatışma olduğunu artık
anlamış olmasıdır'' diye konuştu.

İktidar tarafından fitili ateşlenerek sokaklara bırakılmış ayrışma
dinamitlerinin, Başbakan tarafından sürekli olarak ''provokasyon'' olarak
tanımlanmasının da hükümeti kurtarmayacağını ifade eden Bahçeli, şöyle devam
etti:

''Zira, toplumumuzu birbirine düşürecek provokatörü sokakta aramaya gerek
yoktur. Hükümetin sözde açılım denilen yıkıcı siyaseti, başlı başına tarihi ve
toplumsal provokasyondur. Milletimizi 36'ya bölmeye çalışan baş provokatörün kim
olduğu da ortadadır. Ben milletimize ilk Genel Seçime kadar sabır ve sükunet
tavsiye ediyorum. Habur'dan AKP teşrifatı ile PKK'lı kabul törenlerinin
yapılması, Başbakan'ın bitmeyen kimlik arayışların ağır tahriklere neden olması,
teröristin sokaklarda ayaklanma provaları yapmaya başlaması, bir türlü
ulaşamadığınız vaatler ile refah ve güvenlik eksikliği sizleri öfkelendirmiş
olabilir. Ama emin olunuz ki Türkiye'nin çözülemeyecek hiçbir sorunu yoktur.
Yeter ki birlik ve beraberliğimiz yara almamış olsun. AKP zihniyetinin hükümet
olmadığı bir Türkiye'de ülkemiz kaybetmeye yüz tutan hasletlerine yeniden
kavuşacak, milletimiz kardeşçe yaşamaya devam edecektir. Milliyetçi Hareket, bu
misyona ve hizmete taliptir ve hazırdır.''

EKONOMİDEKİ GELİŞMELER

Devlet Bahçeli, ekonomide yaşanan gelişmeleri anlattı ve emekli
maaşlarına yapılan artışı eleştirdi. Gerçekleşen zamların yıllık faturasının, 3
milyar 42 milyon TL düzeyinde olacağının anlaşıldığını dile getiren Bahçeli,
emeklilerin dertlerine deva olmayacağını belirttiği söz konusu zammın bedeli için
2010 yılı bütçesinde bir karşılığın bulunmadığını savundu.

''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan; SSK, Bağ-Kur ve tarım emeklisi 7 milyon
327 bin 800 kardeşimizin maaşlarında sözde bir artış yaparak, bunların
gelirlerine zamlar yoluyla el koymak için bir tertip içine girmiştir'' diyen
Bahçeli, yapılan maaş artışlarından sonra emeklilerin büyük bir aldatmacaya konu
edildiğine dair ciddi belirtilerin ortaya çıktığını iddia etti.

Bahçeli, ''Çalışanlarımıza haklarını teslim ettiklerini iddia eden
Başbakan Erdoğan'dan beklentimiz; bir an önce, samimi ve gerçekçi bir şekilde;
çiftçimizin, memurumuzun, esnafımızın da haklarını vermesi, açlık grevinin
arifesinde olan TEKEL işçilerimizin sorunlarını gecikmeksizin çözmesidir. Ancak
bu takdirde, Hükümeti yaptıklarından dolayı destekler siyasi haklarını teslim ve
tasdik ederiz'' ifadelerini kullandı.

''YALANLA, DOLANLA SALTANATI DEVAM ETTİRMEYE ÇALIŞIYOR''


AKP iktidarları döneminde; maaşların yüzde 94 artarken, fiyatların yüzde
110 oranında yükseldiğini iddia eden Bahçeli, sözlerini şöyle tamamladı:

''Yalanla dolanla, saltanatını devam ettirmeye çalışan Başbakan
Erdoğan'ın, eleştirilerimiz karşısındaki artan hırçınlığı ve tahammülsüzlüğü
şahsiyetine yerleşmiş olan otoriter eğilimlerin belirmesine yol açmaktadır.
Milletimizin refahını artırmak amacıyla icraat yapması gereken Başbakan'ın,
vaktini ve zamanını muhalefete laf yetiştirmek için heba etmesi trajikomik bir
halin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu beyhude çabalar neticesinde, bizlere
değişik yakıştırmalar yapan Başbakan Erdoğan, yaptığı analojilerle kendisiyle
ilgili aklında olan sıfatları yansıtma gayretleri içine girmiştir. 'Teyyo
pehlivan' benzetmesiyle aslında kendi siyasi duruşunu özetleyen Başbakan'ın;
palavra ve yalanla bezenmiş iktidarını örtmeye çalışarak ve başkalarını zan
altında bırakarak, bir bakıma kendisinin ne olduğunu da gösterdiği açığa
çıkmıştır. Bilinmelidir ki gerçeklerin önlenemeyecek tufanı, çok yakın bir
zamanda zihinleri uyuşturan pembe balonları patlatacak, sandıkla gelen Başbakan
Erdoğan sandıkla arkasına baka baka gidecektir.''

DOMUZ GRİBİ TARTIŞMALARI

Öte yandan, MHP Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş, domuz gribiyle
ilgili Avrupa Komisyonu temsilcilerinin yaptığı açıklamayı soran gazetecilere,
daha önce yaptığı uyarıları hatırlatarak, kahin olmadığını söyledi. Sağlık Bakanı
Recep Akdağ'ın, 21 milyon insanın domuz gribi olacağı, 5 milyon kişinin de
öleceği öngörüsünde bulunduğunu belirten Durmuş, ''Bu yanlıştı, ben daha önce bu
yanlışı düzelttim. Benim işim bitti'' dedi.

Durmuş, ''panik ortamı yaratıldı'' diyen gazeteciye de ''Bu hükümetin
genel karakteri bu. Korku yaratmak, panik yaratmak, yanlışları da doğru gibi
yutturmak. Türk milleti olarak yutmaya da devam ediyoruz'' karşılığını verdi.

''Sayın Bakan'ı istifaya çağırıyor musunuz?'' sorusuna karşılık da
Durmuş, gülerek, ''Hayır, hayır. Bundan daha iyi bakan bulamam. Bu kadar hata
yapabilir mi?'' dedi.
Haber Tarihi (dd/mm/yyyy)
Anahtar Kelime






Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM
Tasarım Hacettepe Üniversitesi


Sitemiz en iyi Mozilla Firefox 3.0, IE 7.0 ve üzeri ile görüntülenebilir.