TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BASIN AÇIKLAMALARI

BAŞBAKAN ERDOĞAN: ''TÜRKİYE ARTIK KRİZLER ÜLKESİ DEĞİL''


AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye'nin artık krizler ülkesi olmadığını belirterek, ''Bugün Türkiye, geriye giden değil, ileriye bakan, ileriyi düşünen, büyük hedeflerine doğru ilerleyen bir ülkedir'' dedi.

10 Ekim 2006 Salı

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin artık krizler ülkesi olmadığını belirterek, ''Bugün Türkiye, geriye giden değil, ileriye bakan, ileriyi düşünen, büyük hedeflerine doğru ilerleyen bir ülkedir'' dedi.

Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, yeni dönemde Türkiye'nin, hem ekonomik olarak kırılganlığını üstünden attığını hem de siyasetin demokratik işleyiş içinde ülkemizin her türlü problemi çözüme kovuşturacak dirayete sahip olduğunun açık seçik ortaya çıktığını söyledi.
Türkiye'nin artık bugün, bir krizler ülkesi olmadığını vurgulayan Erdoğan, şöyle konuştu:

''Türkiye artık ileriye bakabilen, hedef koyabilen yarınlarını planlayabilen bir ülke durumuna gelmiştir. Türkiye'yi krizler ülkesi haline getiren
problemlerin hepsi hal yoluna konulmuş, her alan Türkiye'nin önünü açacak adımlar atılmıştır. Bugün Türkiye, geriye giden değil, ileriye bakan, ileriyi düşünen, büyük hedeflerine doğru ilerleyen bir ülkedir.

Türkiye'de ekonomik ve siyasi istikrarın sağlanmasıyla bu kazanımlar elde edilmiştir. Bu istikrarı korumak, hepimizin boynunun borcudur. Ancak, henüz gidilecek yol bitmiş değildir. Türkiye'yi, bugün bulunduğu noktadan daha ileriye taşımak da şüphesiz ki bizim görevimizdir. Biz, ısrarla Türkiye'nin büyük hedeflerinden gözümüzü ayırmamazı gerektiğini söylüyoruz. Ülkesini seven herkesten Türkiye'nin sevinçlerine ortak olmasını bekliyoruz.

Son 4 yıllık süre içinde Türkiye'nin kazanımlarını tekrar tekrar hatırlatmamız gerekiyor. Sürekli olarak bunları anlatmaya, konuşmaya devam etmeliyiz. Çünkü mermer, aynı noktaya damlayan sularla delinebilir. Aksi takdirde hayır... Çünkü hafıza-yı beşer nisyan ile maluldür. Hemen unutulur, geçer.

Ülke nüfusunun, tek haneli enflasyon rakamları görmesi diye bir şey söz konusu muydu geçmişte? Hayır... Üç haneliyi gördü ama tek haneliyi hayır... Tek haneliye bizim iktidarımızla kavuştu. Bu güveni biz sağladık ülkemizde. Enflasyonu biz dizginledik. Üst üste 4 yıl Türkiye, bizim dönenimimizde büyüdü. Göreve geldiğimizde fabrikalar haftada 2-3 gün çalışyordu. Şimdi haftada 7 gün, günde 24 saat çalışıyor.''

Erdoğan, kangren haline gelen Bolu Tünelini kendilerinin açacağını belirterek, tünelin bu ay sonunda tamamlanacağını söyledi. Karadeniz Sahil
Yolunun da bu yıl sonunda bitirileceğini anlatan Erdoğan, Türkiye'nin iktidarları döneminde sivil havacılıkta da önemli mesafeler aldığını vurguladı.

Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatının 2015 yılı için gösterdiği hedeflerin 2005 yılı sonunda yakalandığını ifade eden Erdoğan, hava taşımacılığında yıllık yolcu sayısının 30 milyondan 60 milyona çıktığını bildirdi.
Bir çok ildeki hava limanlarının yenilendiğini ve uluslararası standartlara kavuşturulduğunu anlatan Erdoğan, Esenboğa Hava Limanı yeni terminalinin ve ''yenilenen havaalanı yolunun'' 13 Ekim'de açılacağını belirtti.
Başbakan Erdoğan, Milli Eğitimde yüzyılın en büyük yeniliklerini yaptıklarını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Sosyal devletin bütün gereklerini yerine getirdik. Dışarda, Türkiye'nin tezlerini tüm dünyada tüm bir liyakatle temsil ediyoruz. Eğitimde bunu
anlayamayan, bunu anlamaktan uzak olan, bu hıza ayak uyduramayanlar, her zaman olduğu gibi yine kolaycılığı seçip, ellerine bir gensoru kağıdı tutuşturdular, onunla müracaat ediyorlar... Yaptıkları bu... Onların gücü ancak buna yetiyor. Gereken cevabı, inşallah parlamentomuz onlara verecektir.

Sadece bir haftalık bir zaman dilimi içinde arda arda ABD Başkanı, İngiltere Başbakanı, Almanya Başbakanı ve Suudi Arabistan Kralı ile biraraya geldik, gündemimizde yer alan görüşmeler yaptık. Sadece son iki hafta, BM Genel Kurulunda Dışişleri Bakanımızın yoğun bir trafiği oldu.
MEDYANIN DERDİ-
Bütün bunlarla birlikte Türkiye, dünya ile nasıl entegre oluyor, nasıl bütünleşiyor, bunları size dar imkanlar içinde anlatıyoruz. Çünkü bunları
medyadan takip etmeniz mümkün değil. Çünkü, öyle bir tanıtım yapma dertleri yok. Onların dertleri başka. Onların dertleri 'ülkeyi nasıl gereriz?' hastalık bu... Bunların dışında olarlar yok mu? var... Onlara da buradan özellikle teşekkür ediyorum. Bu heyecanı halkımıza yaşattıkları için teşekkür ediyorum. Çünkü bu heyecanı yaşamak halkımızın hakkıdır. Bunu halkımıza çok görmeye kimsenin hakkı yoktur.''

Başbakan Erdoğan, ''istikametlerini şaşırmadan'' işlerini yapmaya devam edeceklerini bildirerek, adaletin ve barışın teminatı olmaya çalıştıklarını
söyledi. İç politikaları ile izledikleri dış politikanın bir bütünlük oluşturduğunu anlatan Erdoğan, ''içerde hangi değerleri savunuyorsak, dışarıda da
aynı değerleri yüceltme gayreti içindeyiz. Dışarıda Türkiye adına ne söylediysek içeride de onu hayata geçirmeye çalışıyoruz'' diye konuştu.

Dünyanın her yerinde küresel ve bölgesel barış için azami çaba gösterdiklerini belirten Erdoğan, adalet kavramına sadece güçsüzlerin değil,
güçlü olanların da ihtiyaç duyduğunu ifade etti.

Erdoğan, AB'nin, Fransa'daki bu aklın tutulmasına karşı mutlaka tavır alması gerektiğini söyledi.
Partisinin TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, Fransa Ulusal Meclisinin gündeminde bulunan ve sözde Ermeni soykırımın inkarını suç sayan düzenlemeyle ilgili görüşlerini ifade etti.

''Bugün Fransa'da iç politika malzemesi olarak siyasette kullanılan saçma sapan iddialar ne kadar tarihi gerçeklere aykırıysa akla da mantığa da
aykırıdır'' diyen Erdoğan, Türkiye'ye yönelik çirkin iddianın ne kadar çürük ve mesnetsiz olduğunu göstermesinin de manidar olduğunu vurguladı. Adını anmak istemediği bir yalanın, bir iftiranın yaşamasının kanunla sağlanmak istediğine işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu:

''İnsanlığın çektiği büyük acılardan sonra kurulan AB, kendi geleceği için önemli üyelerinden biri olan Fransa'daki bu aklın tutulmasına karşı mutlaka tavır almak zorundadır. Tarihi bir yalanı Fransa'nın kanun haline getirme girişimi ve bir yalanı kurumsallaştırma çabası, elbette AB'nin temel değerlerine karşı büyük bir meydan okumadır. Kopenhag siyasi kriterlerinin öncelikli ilkesi, maddesi, ifade ve düşünce özgürlüğüdür. Peki bir bilim adamının çıkıp da 'bu, bilime aykırıdır; bu, tarihi gerçeklere aykırıdır' demesi veya bir siyasetçinin bu tespitlerden ve bu belgelerden hareketle 'aykırıdır' demesi suç telakki edilecekse bu, ifade özgürlüğünün neresinde yer almaktadır? Acaba, bunu Fransa, dünyaya neyle izah edecek? Kaldı ki Türkiye ile Ermenistan arasındaki bir sorun için Fransa; durumdan vazife çıkarma anlayışı ne zamandan beri sizin göreviniz olmuştur?''

Dünyanın artık sömürgeler kampüsü olmadığını, özgürlüklerin mücadelesini vererek bugünkü noktaya geldiğini anlatan Erdoğan, bunun lezzetini, tadını alırken böyle bir ortamda kalkıp da konuyu gündeme sokmanın, ancak Fransa'da yaşayan bir miktar Ermeni'yi tatmin edeceğini, dünyayı tatmin etmeyeceğini kaydetti.

Erdoğan, ''Bu konuda, ayın 12'sinde atılacak yanlış adım, şunu söyleyeyim ki Türkiye için, bizim için hiçbir şeyi değiştirmez ama Fransa için çok şeyi
değiştirir. Yalana yalan demeyi suç saymanın hiçbir hukuki mantığı olamaz, aklın izahı olamaz. Kimsenin şüphesi olmasın ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk milleti olarak, bu sistematik yalan makinesini bozmaya, bu dezenformasyon bulutlarını dağıtmaya bizler muktediriz. ''

Erdoğan, Fransa Ulusal Meclisi gündemindeki sözde Ermeni soykırımı teklifiyle ilgili görüşlerini dile getirdi. Bilimden, belgeden, tarihi vesikadan kaçarak siyaset yapılamayacağını belirten Erdoğan, aynı şekilde uluslararası siyasetin de yapılamayacağını vurguladı.

Konuyla ilgili çağrılarını Ermenistan Cumhurbaşkanı'na yaptıklarını, mektup yazdıklarını, ancak olumlu cevap alamadıklarını anlatan Erdoğan, ''Gelin bunu tarihçilere bırakalım, tarihçiler bunun araştırmasını yapsınlar, sanat tarihçilerini, arkeologları, siyaset bilimcileri, hukukçuları bunun işine katalım. Çalışsınlar, hazırlasınlar, getirsinler önümüze, ondan sonra konuşalım'' dediklerini, ancak yanıt alamadıklarını hatırlattı.

''Türkiye ile Fransa gibi iki büyük ülkenin ilişkilerini yaralayacak olan bu yanlış hesabın, bu siyasi arızanın Paris'ten mutlaka dönmesini bekliyoruz'' diyen Erdoğan, propagandanın gerçeği değiştiremeyeceğini, aklın yolunun propagandaya feda edilemeyeceğini belirtti. Popülist ve ucuz bir siyasi bakışla tarihi gerçeklerin ortaya getirilmesi halinde ne adalet ve barış yolunda ilerlemeye çalışan bugünkü dünyayı anlayabileceklerini ne de geçmişi doğru analiz etmiş olacaklarını kaydeden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Dogmalarla, önyargılarla savaşılmasaydı, eğer insanlık bu yolda mesafe almış olmasaydı, bugün iki büyük dünya savaşından geçen, taş üstünde taş bırakmayan Avrupa milletleri, soruyorum sizlere biraraya gelebilir miydi? Bu iddiamızın aksini ispat edecek olanlar varsa, kendi yakın tarihlerine şöyle bir bakıversinler. Çünkü bizim şan ve şereflerle dolu tarihimiz asla başkalarıyla mukayese edilemez. Bizim de iddiamız budur. Biz, bağımsızlık ve istiklal
dediğimizde, tüm insani değerlerimizi, tarihimizi birlikte hatırlar ve birlikte sahip çıkarız. İftira ve yalan makineleri, kendi tarihlerine baksınlar.

''CEZAYİR'DE NE OLMUŞ, BAKSINLAR''
Yürekleri kendi tarihlerini konuşmaya eğer yetiyorsa, insanlığa hakkaniyetle yaklaşsınlar diyorum. İki dünya savaşının acılarını ve yıkımlarını bir yana bırakıyorum ve asla bir mukayese kastıyla söylemiyorum. Baksınlar, 20. yüzyıl boyunca Nijerya, Senegal, Tunus, Cezayir, Moritanya, Kamerun, Gine, Çad, Cibuti, Ruanda, Benin'de neler olmuştur? Bir bunlara baksınlar.

1 Kasım 1954 ile 19 Mart 1962 tarihleri arasında Cezayir'de neler olmuş bir baksınlar. Ne kasıtla söylüyorum ne de tarihin küllendirdiği bir öfkeyi kabartmak istiyorum.''
HASSASİYET TAVSİYESİ...
Başbakan Erdoğan, konuyla ilgili olarak parti grubuna ve teşkilatına hassasiyet tavsiye ederek sözlerini şöyle sürdürdü:

''(Efendim Fransa'da bunlar böyle yaptı, biz de aynen yapalım) Hayır biz aynını yapmayacağız. Biz, pisliği pislikle temizleyenlerden değiliz. Biz pisliği temiz suyla temizleyenlerdeniz. Bizim farkımız bu... Bu bir defa böyle bilinsin. Yüzyıllar boyunca bizimle birlikte yaşayan farklı inanç ve dinlere mensup olanlar da bunu gayet iyi bilir.
Bizim tarihimizde engizisyon yoktur. Önce bunun hesabını versinler. Böyle bir karanlık Ortaçağ yoktur. Sömürgecilik, kolonyalizm düzeni, ırk savaşları yoktur. Evrensel insani değerleri yücelten, demorasiyi, hukukun üstünlüğünü insan hak ve hürriyetlerini kaynaştırmış modern Türkiye Cumhuriyeti... Evrensel değerleri yükseltmek için, muasır medeniyet hedefimizi gerçekleştirmek için başkalarının yanlışlarına göre adımlarımızı atmayız. Bölgemizde ve dünyada barışın, huzurun, güvenin, adaletin, demokrasinin teminatı olmaya devam ediyoruz. Tarihin en acımasız saldırılarına maruz kaldığımızda... Açıkça söylüyorum; biz medeniyet ve devlet tecrübemizi, başka kavimlerin, başka milletlerin kanları üzerinde de elde etmedik.
(Birileri tarihte böyle bir hadise olmamıştır) dediği için, onları acımasızca cezalandırmak. yeniden Ortaçağ karanlığına dönmek demek değil mi?
Bir zamanlar dünyanın tepsi biçiminde olduğunu inkar edenlerin cezalandırılması gibi. bugün yine olmayan bir şeye yok deme hakkının insanların elinden alınması, taa oralara dönmek demek değil mi?''

''AYNI NOKTADAYIZ...''
İnsanların gerçekleri söylemeye değil de yalana teşvik edilmesi halinde medeniyet olarak ilerlemenin mümkün olmadığını belirten Erdoğan, ''Avrupa'nın aydınlanmasının öncüsü sayılan Fransa, Ortaçağ karanlığına dönmek istemiyorsa, mutlak suretle bu yasayı düşürmelidir'' dedi.
Dünyanın yuvarlak olduğunun söylenmesinin suç sayıldığı Ortaçağ'da, ''Dünya yuvarlıktır'' diyen Kophernik ve Galille gibi bilim adamları olmasaydı Avrupa'nın bu kadar ilerlemesinin mümkün olup olmadığını soran Erdoğan, şunları kaydetti:

''Dünyanın yuvarlak olduğu gerçeği, bilim adamlarınca söylendi. Tarihi meseleler konusunda verilecek kararlar da bilim adamları tarafından verilsin, bunlara bırakalım bu işi. Bizim önerimiz budur... Gelin tarihte olup bitenleri bir kenara koyalım, biz geleceğin dünyasını en güzel şekilde nasıl kuracağız bunu tartışalım. Bunun mücadelesi içindeyiz. Biz böyle bir çalışmaya, arşivlerimizi açmaya ve her türlü katkıyı vermeye hazırız. Bunu daha önce söyledik. Ermenistan yönetimine çağrıda bulunduk, 'Gelin, gerçekleri ortaya çıkarılım. Bizim korkumuz yok' dedik. Bugün de aynı noktadayız. Açık ve şeffafız. Ama bu işi siyasallaştıranlar, bu iyi niyetimize rağmen tarihi gerçeklerin ortaya çıkmasından korkuyorlar.''
Erdoğan, Türkiye'nin tezlerini dikkatle dünyaya anlattıklarını ve anlatmaya devam edeceklerini ifade ederek, ''Hiçbir komplekse kapılmadan, alnımız ak olarak medeniyet yolundaki yürüyüşümüzü sürdüreceğiz. Her kim başkalarının kendi karın ağrılarını, iç politikalarında kullandıkları malzemeleri Türkiye'nin zaafı olarak algılarsa, hem Türkiye Cumhuriyeti'ne hem de kendi aklına haksızlık etmiş olur. Başkalarının değil, milletin, ülkenin siyasetini yürütüyoruz'' dedi.

Başbakan Erdoğan, AB sürecini en olumlu noktaya getirmek için çalışmaların artarak devam ettiğini kaydetti.
Tarama çalışmalarının bu hafta sonu biteceğini ifade eden Erdoğan, 13 Ekim'de yargı ve temel haklarla ilgili ayrıntılı taramanın tamamlanacağını bildirdi. Erdoğan, bundan sonra fiili müzakerelere yoğunlaşılacağını belirtti.

Son 4 yıldır siyasi istikrarı sağladıklarını ifade eden Erdoğan, dünyaya dış politikada açılma konusunda ciddi mesafeler aldıklarını söyledi.
Başbakan Erdoğan, şimdi yapılması gerekenin sosyal istikrarı sağlamak olduğunu ifade ederek, Türkiye'nin uzun zamandır bir ''sosyal restorasyona'' ihtiyaç duyduğunu, şimdi bunun yapılması gerektiğini kaydetti.
Bugünün dünyasında güçlü olmak; güçlü kalmak için de önce toplumsal barışı zayıflatacak kavgaları, tartışmaları belli uzlaşma noktalarına taşımak zorunda olunduğunu bildiren Erdoğan, ''Biz, asgari müşterekte mutabakatı sağlamak zorundayız'' dedi.

''TÜRKİYE YILLARINI İÇİNE KAPANARAK GEÇİRDİ''
Erdoğan, Türkiye'nin yıllarını kendi içine kapanarak, kendi kendisiyle kavga ederek, kendi gölgesinden korkarak geçirdiğini anlattı.

Bu yılların kayıp yıllar olduğunu ve bunun böyle devam edemeyeceğini kaydeden Erdoğan, ''Edersek, bu kavgalar hem bizi hedeflerimize yürümekten alıkoyar hem de uluslararası alanda en güçlü olmamız gereken dönemlerde zafiyete uğramamıza neden olur'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, Türk milletinin asırlardır kendisiyle barışık, aynı inanç ve duyguda birleşerek yaşadığını ve bu sayede bu topraklarda dünyanın en zengin medeniyetlerinden birisini yükselttiğini anımsatarak, ''Ne zaman birbirimizden şüphe etmeye başladık, ne zaman birbirimizin derdini ve dilini anlamamaya başladık, o zaman birliğimiz, düzenimiz bozuldu'' dedi.
Erdoğan, konuşarak, saygı göstererek, inanarak çözülemeyecek hiç bir mesele olmadığını anlattı. Ülkesini seven, geleceğine inanan herkese büyük sorumluluklar düştüğüne dikkati çeken Erdoğan, toplumsal barışı zedeleyen ve insanı belli tartışmalar çerçevesinde karşı karşıya getiren anlayışlara karşı herkesin uyanık olması gerektiğini vurguladı.

''YARALARI KANATAN DEĞİL, İYİLEŞTİREN OLMALIYIZ''-
Başbakan Erdoğan, ''Yaraları kanatan değil, yaraları iyileştiren olmalıyız. Kavgalara taraf olan değil, sadece toplumsal barışa, dostluğa, kardeşliğe taraf olan olmalıyız'' diye konuştu.

Erdoğan, şöyle devam etti:
''Cumhuriyet değerlerimizin toplumsal ihtilaf konusu olmasını, gündelik polemiklere malzeme edilmesini engellemek zorundayız. Bu ülkenin bütün insanlarına sonuna kadar inanıyorum, en azından inanmak istiyorum. Güveniyorum, güvenmek istiyorum. Ama karşımızdakiler varsın inanmasın, varsın güvenmesin. Biz bu şekilde yolumuza devam edeceğiz.

Bu ülkeye, bu ülkenin geleceğine, bu milletin birlik ve beraberliğine, Cumhuriyetin değerlerine karşı tehditler yok mu? Elbette var. Ancak, bunların toplumun geneline yayamayacağımız aşırı uçlar olduğunu ve takibinin de suç ceza sistemi içinde yapılması gerektiğini unutmayalım. Yine unutmayalım ki son tahlilde uçlarda bulunanlar da bizim insanımız. Bunu anlamayan, bunu hazmedemeyenler de olabilir. Onlara da sesleniyorum: Bugüne kadar onlara yönelik ne yaptınız? Gücünüz vardı da gereğini mi kullanmadınız? Orada da suçlusunuz. Kazanabilecektiniz niye kazanmadınız? Ülkeyi bu dertlerden kurtarabilecektiniz niye kurtarmadınız? İşte biz diyoruz ki onları merkeze çekmenin, kazanmanın gayreti içinde olmak da hepimizin ortak görevidir. Diliyor ve inanıyorum ki milletimiz bütün fertleriyle Cumhuriyetimizi, değerleri ve kurumlarıyla bütünleştirecektir.

Hala bunların üzerinde spekülasyon yapmaya gerek yok. Bunların üzerinden prim sağlamaya, rant elde etmeye gerek yok.''
Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, ''100. yılına doğru ilerlerken, tam bir özgüven içinde hedeflerini büyüterek ve yarınlarının bugünden çok daha iyi olacağına inanarak Cumhuriyete sahip çıkıyoruz'' diye konuştu.
''Çünkü biz cumhuruz, cumhur, Cumhuriyete sahip çıkmayacak da kim sahip çıkacak?'' diyen Erdoğan, ''Kimse kalkıp da 'Cumhuriyet senindir, senin değildir' veya 'senindir benim değildir...' (dememeli) Böyle bir kavganın içine girilir mi ya, böyle bir saplantı olur mu? Cumhuriyet cumhurun kurumsallaşmasıdır. Dolayısıyla onun tek sahibi ve yöneticisi de milletin ta kendisidir'' diye konuştu.Erdoğan, milletin bu yetkiyi zaten kendi adına sadece vekillerine verdiğini ve bunun için de yapılması gereken, atılması gereken her türlü adımların atılacağını ifade etti.
Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:
''İnsanımıza, kurumlarımıza, birbirimize olan sevgimize, saygımıza, bağlılığımıza, toplum iradesine adaletin tecellisine inanmak durumundayız. Türkiye'nin kuruluş ideallerine bağlı kalarak, ama değişen dünya ve dünya gerçeklerine açık olarak ilerleyeceğiz.
Birbirinize tahammül etmeyi bilin, birbirinize saygı göstermeyi öğrenin. Tahammül etmeyi bile ben, halkıma aslında saygısızlık olarak görüyorum. Tahammül etmek değil, saygı göstermek... Ama en uç noktada... O zaman ona tahammül diyebilirsiniz. İnanıyorum ki biz milletimizle böyle bir noktada değiliz. Biz saygı konumundayız, saygı noktasındayız, saygı göstermeye mecburuzBaşbakan Erdoğan, ''Demokrasiyi korkulara, barışı çatışmalara, adaleti adaletsizliklere ne olur kurban etmeyin'' diyerek, Türkiye'nin, ''muasır medeniyet çıtasını aşmanın, parlak bir geleceğin eşiğinde'' olduğunu söyledi.
Gelecekteki en önemli engelin, iç tartışmalarla zaman kaybetmek olduğunu düşündüğünü kaydeden Erdoğan, 'Bizi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün işaret ettiği çağdaşlaşma hedefinden geriye götürecek bir şey varsa o da bana göre işte budur'' dedi.
Recep Tayyip Erdoğan, toplumsal yapının; manipülasyon ve provokasyon gibi etkilere açık olmaktan hep birlikte uzak tutulması gerektiğini kaydetti. Bunun için önce yaşanılan değişimlerin etkisiyle oluşan şüpheleri kaygı, korku ve endişeleri aşmak; psikolojik duvarları kaldırmak gibi bir sorumlulukları bulunduğunu anlatan Erdoğan, sosyal alanda tazelenmeye, yenilenmeye, vatandaşlık bilincini yükseltmeye ihtiyaç olduğunu bildirdi.
Gelecekteki dönemi, toplumsal barışı güçlendirecek bir sosyal restorasyon dönemi olarak gördüklerini ifade eden Erdoğan, ''Etnik, dini, mezhepsel, fikri, kültürel farklılıklara bakmadan kadın-erkek ayırmadan, bütün sosyal tarafları kucaklayacak yeni bir toplumsal uzlaşma zemini oluşturmak mecburiyetindeyiz'' diye konuştu. Erdoğan, Türkiye'nin, bütün şehirleri birbirine yakınlaştıran, insanı aynı duyguda birleştiren, farklılıklarıyla zenginleşen ülke olmak zorunda olunduğunu anlattı.
Başbakan Erdoğan, Anayasa'nın 76. maddesinde değişiklik yapan teklifi bugün Genel Kurulda görüşerek, muhalefetle birlikte millletvekilliği seçilme yaşını 25'e düşüreceklerini söyledi. Bunun tarihe bir kayıt olarak düşüleceğini belirten Erdoğan, bütün gençleri siyasete çağırdı.






Haber Tarihi (dd/mm/yyyy)
Anahtar Kelime






Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM
Tasarım Hacettepe Üniversitesi


Sitemiz en iyi Mozilla Firefox 3.0, IE 7.0 ve üzeri ile görüntülenebilir.