TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BASIN AÇIKLAMALARI

İSTANBUL'DA FABRİKA-İ HÜMAYÛN SERGİSİ AÇILIŞINDA YAPTIKLARI KONUŞMA


23 Mayıs 2003 Cuma

Değerli konuklar, hepinizi saygıyla selamlıyorum, hepinize iyi günler diliyorum.

Feyziye Mektepleri Vakfı ve Işık Okulları, 'Fabrika-i Hümayûn' ismiyle hepinizin yakından bildiği hem Hereke Halı Fabrikamızın, hem de Yıldız Çini ve Porselen Fabrikamızın tanıtımı amacıyla bir sergi tertiplediler. Bu bir kadirşinaslıktır. Yüz altmış yıllık bir geleneğin, dünyada marka olmuş bir ismin, bütün dünyaca ödüllerle, madalyalara boğulmuş, çok nadide ürünler ortaya koyan bu iki fabrikamızın ve onların ürünlerinin tanıtılması gerçekten çok önemli bir olay.

Birkaç ay öncesinden kendileriyle görüştüğümüzde, doğrusu Fevziye Mektepleri Vakfı'nın böyle bir güzelliğe ev sahipliği yapacak olması beni çok etkilemişti. Bugün için üzerinde mutabık kaldık ve sergimizi açmak üzere bir araya geldik. Böyle hayırlı, böyle yararlı bir çalışmaya ev sahipliği yaptıklarından dolayı, biraz önce konuşan ve üniversiteden tanıdığım, benim de mezun olduğum yıllarda Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin rektörlüğünü, dekanlığını yapmış olan değerli hocamdan ve belki biraz sonra tanışacağımız çok nadide, çok kıymetli arkadaşlarımıza şükranlarımı, teşekkürlerimi sunarak sözlerime başlıyorum.

Bu, çok hayırlı bir hizmettir. Böyle bir hizmeti yapmış olmak, elbette, takdir edilecek bir davranıştır. Böyle bir hizmeti yapan kurumlara, okullara, vakıflara elbette teşekkür etmek gerekir.

Ben de, Hereke'yi duyardım, Yıldız Çini'yi duyardım; ama, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı seçildikten sonra, hele hele bunların da Meclis'e bağlı olduklarını bildikten sonra -nerededirler, ne yaparlar, ne üretirler, durumları nedir- diye üzerimdeki sorumluluk gereği bunları öğrenmek istedim ve ilk fırsatta Yıldız Çini ve Porselen Fabrikası'nı gezdim. O nadide ürünlerin yüz yıldan bu yana nasıl üretildiğini, o el sanatlarının nasıl, anneden kıza, babadan oğula bir gelenek olarak, bir sanat olarak el değiştirdiğini görmüş oldum.

Daha sonra Hereke'yi ziyaret ettim. Hereke'de, bir basit binanın içerisinde çok eskiden kalmış tezgâhlarla, hem ipekli halı dokunmasının, hem kumaş üretilmesinin göz alıcı biçimde bugün de sürdürülüyor olmasının keyfini yaşadım.

Tabii, bunları duyanlar var, görenler var, eliyle tutanlar var; ama, nasıl kurulmuş, bugüne nasıl gelinmiş, bu gelenek nasıl devam etmiş bunların da öğretilmesini ve bu ürünlerin hem Türkiye'de, hem yurtdışında tanıtılmasını hepimiz için bir borç olarak gördüm.

Değerli dostlar, Hereke -zaten Kocaeli Valimiz de bu toplantıya teşrif etmişler, fabrikanın hemen yanı başında Kocaeli Üniversitesi'ne tahsis edilen yerleri görmüştüm; özellikle depremden .sonra kampüsün büyük bir kısmının oraya taşınmış olduğunu da biliyorum- deniz kenarında, 1843 yılında, Sultan Abdülmecit tarafından özel emirle kurdurulmuş bir güzel fabrika. Tarihçesine şöyle baktığımızda; Ohannes ve Bogos Dadyan kardeşler, Sultan Abdülmecit tarafından İzmit'te bir çuha fabrikası kurmakla görevlendirilirler ve oraya gelirler. Oradaki yeşillik, güzellik ve özellikle büyük, güzel kaynak suları dikkatlerini çeker ve çuha işinde de suya büyük ihtiyaç olduğundan burada bu işin yapılmasına karar verirler.

Ancak, bunu bir çuha fabrikası şeklinde değil de bir büyük halı fabrikası şeklinde, dokuma kumaş fabrikası şeklinde kurmak isterler. Aldığım notlara bakıyorum, o tarihte elli pamuklu dokuma, yirmi beş ipekli canfes dokuma tezgâhıyla kurulur ve Sultan Abdülmecit üzerine ferağ verilir, tapu kaydı onun üzerine çıkarılır. Belki, Fabrika-i Hümayûn isminin alınmasında en önemli etken de budur.

Tabii, Serasker Rıza Paşa ile ilgili bir olay anlatırlar. Tarihçesine çok fazla girmek istemiyorum. Böyle bir fabrikanın kurulmasının onun direktifleriyle yapıldığını; ama, Padişah'ın haberdar olmadığını söylerler. Sonra Padişah bundan haberdar olur, gönlü alınır. 'Sizin adınıza böyle bir büyük tesis kurduk, inşallah yüzlerce yıl yaşayacak' denir ve onun da gönlü yapılır.

Değerli dostlar, Fabrika işe döşemelik ve perdelik üretimiyle başlar. Daha sonra Fransa'dan yüz adet ipekli canfes dokuma tezgâhı getirilir. Daha sonraları halı üretimine başlanır. Tabii, iftihar ediyorum, halı ustaları benim bölgemden, özellikle Manisa'dan getirilirler. Demirci'den, Gördes'ten halı dokuyucuları ve ustaları gelir. Oradaki çıraklarla bu üretim devam eder. Daha sonraki yıllarda havlu, bornoz, ipek çorap, mendil, yatak örtüsü, masa örtüsü olarak çok nadide kumaşlar, çok nadide el işleri dokunmaya başlar. Bu tezgâhlardan geçen çok güzel, çok göz alıcı ürünler oluşur.

Hereke'ye gitmişseniz, bir kısmı orada salonlarda, fabrikanın içerisinde de teşhir ediliyor. Kuruluşu 1843 olan Fabrika, on-on iki sene sonra uluslararası madalyalar, ödüller almaya başlar. Bunların bir kısmı orada, salonlarda teşhir edilmektedir.

1933 yılında Atatürk'ün direktifleriyle Sümerbank kurulmuştur, fabrika Sümerbank'a devredilir. 1995 yılına kadar da Sümerbank'ın yönetiminde kalır. Onun özelleştirilmesiyle, yine bir kanunla Milli Saraylar'a devredilir, hakiki sahibine kavuşmuş olur. Oraya gittiğinizde de göreceksiniz, Alman İmparatoru Kayser Wılhelm için denizin hemen kenarında inşa edilmiş bir köşk bulunmaktadır. Hereke Fabrikası'nın ününü, şöhretini duyan Alman İmparatoru, eşi Kraliçe Victoria ile birlikte 1894 yılındaki ziyaretlerinde bu fabrikayı bizzat görmek ister; gelir, orada altı-yedi saatini geçirir, kendisi için özel iskele inşa edilir. Bugün ziyarete gittiğinizde de o günün hatırası olan pek çok eşyayı orada görmeniz mümkün. Kendisi de zaten fabrikaya birtakım zararlı haşerelerin tespiti için mikroskop ve buna bağlı bazı eşyaları hediye etmiş bulunuyor.

Bugün, Hereke görevine devam ediyor. Çalışan personel çok azdır. Çok da kârlı bir yer değil; ama, Fabrika-i Hümayûn, böyle bir geleneğin devam etmesi için, burada senede altmış metrekare mi, yetmiş metrekare mi, belki çok küçümseyeceğiniz ipek halılar dokumaya devam ediyor, kumaşlar dokumaya devam ediyor. O kumaşlara çok ihtiyacımız var; çünkü, bugün, saray gibi, kasır gibi, köşk gibi pek çok yerin nadide kumaşları burada üretilmektedir ve Hereke, aynı zamanda, bu restorasyon işlerinde en çok yardımcı olan fabrikalarımızdan biridir.

Değerli dostlar, Hereke için, biraz sonra herhalde sergide sizler de büyük bir beğeniyle izleyeceksiniz, çok nadide ürünler ortaya konmuştur. Ancak, bu fabrikanın özelliği sadece fabrika olmasıyla bağlantılı ve ilintili değildir. Burası aynı zamanda bir müzedir. Bugün de gezilebiliyor belli günlerde, belli saatler arasında. Müze vasfını da kazanmıştır çünkü. Aynı zamanda burası bir okuldur. Gelenekleri olan bir okuldur. İçinde çalışanlarıyla, buraya can, vücut verenleriyle adeta bir ahilik teşkilatı gibi, ustadan çırağa, babadan oğula, anneden kıza bu işleri yapmak adeta bir gelenek olarak devam etmiştir. Şüphesiz bir fabrikadır, üretim devam etmektedir.

Değerli dostlar, belki yüz altmış yıllık geleneğe sahip değil; ama, bir Yıldız Çini ve Porselen Fabrikamız da var bildiğiniz gibi, o da Sultan İkinci Abdülhamit zamanında bizzat onun talimatlarıyla kurulmuş bir fabrikadır. 1892 yılından bu yana, o da yüzyılı geçen bir zamandır, yine bir Fabrika-i Hümayûn olarak Türkiye'nin yüzünü ağartmaktadır ve gerçekten çok nadide ürünleriyle bütün dünyada isim yapmış, bir marka haline gelmiştir.

O da, 1959'da Sümerbank'a devredilmiş, ama Sümerbank adına üretime başlaması 1961 yılında olmuş. Daha sonra yine bildiğiniz gibi, 1995'te bir kanunla aynen Hereke gibi, o da Milli Saraylar'a; yani, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin bünyesine alınmıştır.

Yıldız Çini Porselen Fabrikası'nda da el ürünleri, dekoratif unsurlar ağırlıktadır ve burada, gerçekten, çok nadide vazolar, mutfak eşyaları, sofralarda kullanılan pek çok eşya üretilmektedir ve bütün bunlar, dünyanın pek çok sarayında, köşkünde, cumhurbaşkanlarının ikramlarında, başbakanların evlerinde, kendilerine ayrılan rezidanslarda kullanılmaktadır.

Pek çok yerde satış merkezleri vardır. Bize ait olan, Meclis'in kendi bünyesi de dahil, aynı zamanda Milli Saraylar'da ve ona bağlı olan yerlerde, onun dışında da bağlantısı olan özel firmalarda satışa arz edilmektedir.

Bugün bu iki fabrikanın sergilerinin açılacak olması, onların böyle güzel bir müessese içerisinde büyük bir vefakârlıkla hatırlanmış olması çok takdir edilecek bir davranıştır; bunu tekrarlıyorum. Ben de böyle güzel bir hizmete koşarak geldim. Türkiye Büyük Millet Meclisi adına, bu ve buna benzer yapılacak olan bütün gayretli çalışmalarda, her zaman üzerimize düşeni yapmaya çalışacağız.

Bu vesileyle, tabii, şunu da söyleyebilirim. Türkiye Büyük Millet Meclisi dendiğinde, Türkiye'nin en büyük KİT'lerinden biri de aklınıza geliyor olabilir. Personel sayısı çok fazla olan, hele hele Türkiye Büyük Millet Meclisi; yani, Anayasanın yedinci maddesi gereğince yasama görevi ile görevli olan tek kurum, nasıl oluyor da fabrika işletiyor, doğrusu bunu izah etmek çok da kolay değil; ama, şu saydığım tarihi süreç içerisinde 'Fabrika-i Hümayûn'ların Meclis bünyesine alınmış olması, belki de doğru ve isabetli bir davranış olmuştur. Bugün, ikisi de, bizim için kârlı kuruluşlar değil; ama, bu geleneği sürdürecek, devam ettirecek ve bugün yaptığımız gibi pek çok yıllar hatırlanacak ve iftiharla yad edilecek kurumlar olarak devam etmeleri hepimizin ortak dileğidir.

Biz, Meclis olarak, buranın iyi yönetilmesi, üretimin artırılması, kalitenin bozulmaması, geleneğin devam etmesi için çok büyük hassasiyet gösteriyoruz. Umarım siz de bunların takipçisi olacaksınız ve daha nice yıllar 'Fabrika-i Hümayûn Sergisi'ni Türkiye'nin bir iftiharı olarak hepimiz hatırlayacağız.

Hepinize ilginizden dolayı çok teşekkür ediyorum, iyi günler diliyorum. Bu vefakârlıktan dolayı Feyziye Mektepleri Vakfı'na ve içinde bulunduğumuz Işık Lisesi'nin yöneticilerine, bu camiaya destek veren bütün kişi ve kurumlara da takdirlerimi ve saygılarımı sunuyorum. Çok sağ olun.


Haber Tarihi (dd/mm/yyyy)
Anahtar Kelime






Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM
Tasarım Hacettepe Üniversitesi


Sitemiz en iyi Mozilla Firefox 3.0, IE 7.0 ve üzeri ile görüntülenebilir.