TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BASIN AÇIKLAMALARI

TBMM BAŞKANI ŞENTOP, 27. DÖNEM 2. VE 3. YASAMA YILLARINI DEĞERLENDİRDİ


TBMM Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şentop, 1 Ekim 2019’dan 28 Temmuz 2020 tarihine kadar Genel Kurulda 118 birleşimde 574 oturum gerçekleştirildiğini, bu oturumlarda 908 saat 52 dakika mesai yapıldığını ve 38 bin 821 sayfa tutanak tutulduğunu bildirdi.

06 Ağustos 2020 Perşembe

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, parlamento muhabirleriyle bir araya gelerek, 27. Yasama Dönemi 2. ve 3. Yasama yıllarına ait verileri paylaştı.

TBMM'nin açılışının 100. yılıyla ilgili hazırlanan birçok çalışmanın pandemi nedeniyle iptal edildiğini ya da ertelendiğini, yapılması planlanan uluslararası sempozyumu ise salgınla ilgili gelişmelere göre eylül veya ekim ayında yapma iradelerinin olduğunu belirten Şentop, sempozyumun gerçekleştirilmemesi durumunda bildirilerin bir kitap halinde basılacağını söyledi.

Bu yasama yılının, tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgın süreci nedeniyle alışılmışın dışında bir seyir izlediğini ifade eden Şentop, bu dönemin, salgın ortamının olumsuz şartlarına rağmen daha önceki dönemler gibi çok yoğun çalışmalarla tamamlandığını dile getirdi.

Şentop, 1 Ekim 2019'dan 28 Temmuz 2020 tarihine kadar TBMM Genel Kurulunda 118 birleşimde 574 oturum gerçekleştirildiğini, bu oturumlarda Genel Kurulun 908 saat 52 dakika mesai yaptığını ve 38 bin 821 sayfa tutanak tutulduğunu aktardı.

Bu dönemde ihtisas komisyonları ile Meclis Araştırması komisyonlarının da 887 saat 41 dakika çalıştığını bildiren Şentop, bu çalışmalarda 17 bin 71 sayfa tutanak tutulduğunu söyledi.

Bu dönemde milletvekilleri tarafından 13 bin 600 yazılı soru önergesi verildiğini, bunlardan 115'inin mükerrer olduğundan işleme konulmadığını, 31'inin gelen kağıtlara girmeden soru sahibi milletvekili tarafından geri alındığını, 172'sinin ise Anayasa ve İçtüzük hükümlerine aykırı oldukları gerekçesiyle iade edildiğini anlatan Şentop, şöyle konuştu:

"İşleme alınan 12 bin 560 yazılı soru önergesinden biri gelen kağıtlarda yayınlandıktan sonra soru sahibi milletvekili tarafından geri alınmış, bin 690'ı süresi içinde, 5 bin 324'ü süresi geçtikten sonra cevaplandırılmıştır. Süresi geçtikten sonra cevaplandırılanlar hariç olmak üzere 5 bin 28 yazılı soru önergesinin süresi içinde cevaplandırılmadığı gelen kağıtlarda ilan edilmiştir. 517 yazılı soru önergesi halen işlemdedir. 722 yazılı soru önergesinin ise inceleme süreci devam etmektedir.

1 ve 2. Yasama yıllarında verilmiş olan yazılı soru önergelerinden 340'ı süresi içinde ve 5 bin 962'si süresi geçtikten sonra 3. Yasama Yılı içerisinde cevaplandırılmıştır.

Başkanlığımızca 27. Dönem 3. Yasama Yılı içerisinde, 17 Ocak 2020 tarihinde Cumhurbaşkanı Yardımcılığı ve bakanlıklara gönderilen yazılar ile soru önergelerine verilmesi gereken cevapların, süresi içinde ve TBMM'nin saygınlığına uygun olacak şekilde soruları tam olarak karşılayan, yeterli ve tatminkar nitelikte hazırlanması hususu rica edilmiştir.

3. Yasama Yılı'nda TBMM Başkanı'na 89 yazılı soru önergesi yöneltilmiştir. Bunlardan ikisi gelen kağıtlara girmeden soru sahibi milletvekili tarafından geri alınmıştır. İşleme alınan 87 yazılı soru önergesinin 82'si süresi içinde cevaplandırılmıştır. 5 soru önergesi ise işlemdedir. Bunların dışında, 27. Dönem 1 ve 2. Yasama yıllarında TBMM Başkanı tarafından yanıtlanması isteğiyle verilmiş olan 14 yazılı soru önergesi de süresi içinde, 3. Yasama Yılı'nda cevaplandırılmıştır.

3. Yasama Yılı'nda TBMM Başkanlığına bin 429 Meclis Araştırması önergesi verilmiştir. Bunlardan 4'ü mükerrer olduğundan işleme konulmamıştır. Birinin imza sayısının 20'nin altına düşmesi nedeniyle gelen kağıtlara girmeden işlemden kaldırılmıştır. 27'si Anayasa ve İçtüzük hükümlerine aykırı oldukları gerekçesiyle iade edilmiştir. İşleme alınan bin 394 önergeden, bin 377'si Genel Kurul gündemindedir. 17 önerge ise halen işlemdedir. 3 Meclis araştırması önergesinin ise inceleme süreci devam etmektedir.

Bu yasama yılında 13 genel görüşme önergesi verilmiştir. Bunlardan 12'si Genel Kurul gündemindedir. 1 genel görüşme önergesi ise halen işlemdedir."

Milletvekilleri tarafından 3. Yasama Yılı'nda TBMM Başkanlığına 970 kanun teklifi verildiğini bildiren Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan Bütçe Kanunu ve Kesin Hesap Kanunu teklifleri ile birlikte TBMM Başkanlığına sunulan toplam kanun teklifi sayısının 972 olduğunu söyledi.

Kanunlaşan teklif sayısının 67 olduğuna, bunlardan 30'unun 3. Yasama Yılı'nda, 37'sinin ise daha önceki yasama yıllarında verildiğine dikkati çeken Meclis Başkanı Şentop, "Alınan TBMM kararı sayısı 36'dır. 403 yasama dokunulmazlığı tezkeresi TBMM Başkanlığına iletilmiş olup söz konusu tezkerelerin aynı yasama yılı içinde Anayasa ve Adalet Komisyonlarından Kurulu Karma Komisyona havaleleri yapılmıştır. Ayrıca Başkanlığa gelen 36 adet yasama dokunulmazlığı tezkeresinin işlemleri ise devam etmektedir." bilgisini verdi.

TBMM'nin pandemi döneminde etkin mesai yapan ender parlamentolar arasında yer aldığını vurgulayan Şentop, TBMM'ye giriş yasağının uygulanmaya başlanıldığı 13 Mart 2020 tarihi ile 28 Temmuz 2020 tarihi arasında TBMM Genel Kurulu, komisyonlar ve Başkanlık Divanı çalışmaları kapsamında toplam 576 saat 25 dakika toplantı yapıldığını ve 20 bin 509 sayfa tutanak tutulduğunu ifade etti. Mustafa Şentop, "Pandemi döneminde Genel Kurulda 50 birleşim ve 247 oturum gerçekleştirilmiştir. 362 saat 31 dakika çalışma yapılmış ve 15 bin 139 sayfa tutanak tutulmuştur. İhtisas komisyonlarında 211 saat 48 dakika çalışılmış ve 5 bin 304 sayfa tutanak tutulmuştur. Başkanlık Divanı ve Danışma Kurulunda 2 saat 6 dakika çalışma gerçekleştirilmiş ve 66 sayfa tutanak tutulmuştur." diye konuştu.

Dış ilişkiler faaliyetlerinin önemli bir kısmının salgın nedeniyle iptal edildiğini, bazılarının video konferans yoluyla yapıldığını anımsatan Şentop, TBMM'nin üye olduğu 12 parlamenter asambleyle bölgesel ve küresel ilişkilere, Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu ile de AB nezdinde ilişkilere yeni bir ivme kazandırmaya çalıştığını belirtti.

Ülkelerarası ikili ilişkileri geliştirme kapsamında 144 ülkeyle kurulan dostluk gruplarının Türkiye'nin etkinlik coğrafyasını geliştirdiğini söyleyen TBMM Başkanı Mustafa Şentop, bu dönemde uluslararası meselelerin çok boyutlu olarak ele alındığının ve çözüm önerilerinin görüşüldüğü 9 uluslararası toplantıya ev sahipliği yaptıklarının altını çizdi.

Koronavirüs ile ilgili Mecliste alınan tedbirleri hatırlatan Şentop, çalışmaların dikkatli bir şekilde yürütüldüğünü vurgulayarak, "Bu yoğun dönemde Kovid-19 ile ilgili sürecin başarılı şekilde yürütüldüğünü ifade etmek isterim." dedi.

TBMM'nin sadece Türkiye için değil bölge ve dünya için de büyük, önemli ve örnek bir kuruluş olarak varlığını sürdüreceğini kaydeden Şentop, "TBMM'nin çalışmalarını ve saygınlığını artıracak faaliyetlerini sürdürme konusunda bütün milletvekili arkadaşlarımızla çalışmalarımızı sürdüreceğiz." diye konuştu.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop, 27. Dönem 2. ve 3. yasama yıllarına ilişkin değerlendirme toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Bir gazetecinin, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde, kanunlarda tahkimat yapılmasıyla ilgili Meclisin geç kalıp kalmadığı ve bununla alakalı tartışmalara ilişkin sorusu üzerine Şentop, hiçbir sistemin mükemmel olmadığını söyledi.

Şentop, parlamenter sistemin kökeninin İngiltere olduğunu, İngiltere'nin sistemde birçok değişiklik yaptığını, bazı dönemlerde çok iyi işlediğini, bazı dönemlerde de sıkıntıların ortaya çıktığını ifade etti.

ABD'nin başkanlık sisteminin en ideali olarak gösterildiğini ancak son zamanlarda ABD'de sistemin işleyişiyle ilgili ciddi sıkıntılar bulunduğunu dile getiren Şentop, Türkiye'de de sistemin kendisinde, anayasal düzlemde ve kanunlarda zaman içinde değişikliklerin yapıldığını belirtti.

Şentop, "Dolayısıyla yaklaşık 2 sene önce yürürlüğe giren yeni sistemle ilgili zaman içinde ortaya birtakım aksaklıklar çıkarsa bunlarla ilgili gerek Anayasa'da gerek kanunlarda değişiklikler yapılır. Bu da gayet doğaldır. Bütün dünyada böyle, bizde de önceki dönemde böyleydi fakat bugün itiraz olarak ileri sürülen hususların hepsinin isabetli ve doğru olmadığı kanaatindeyim." değerlendirmesinde bulundu.

İtirazlar isabetli kabul edilse bile bunların anayasal düzlemle değişiklik gerektiren hususlar olmadığına, büyük kısmının uygulamayla ilgili olduğuna işaret eden Şentop, şöyle konuştu:

"Bir kısmı ise belki Anayasa altı mevzuatla yapılacak değişikliklerle düzeltilebilecek hususlardır. Ben doğrudur, yanlıştır, isabetlidir diye bakmaksızın, bütün itirazları dikkate alarak bunu söylüyorum. O bakımdan iki yıl içinde de başlangıca göre önemli mesafeler alındığını söyleyebilirim. Nitekim bu sistemle ilgili zaman zaman birçok anket çalışması da yapılıyor ama sürekli olarak bunu iki yıldan fazla bir zamandır düzenli olarak takip eden ve ayrıntılı anketler yapan firmalar da var. Bunlara baktığımızda aşağı yukarı son üç aylık bir dönem içinde başkanlık sistemiyle ilgili desteğin kamuoyunda da arttığını söyleyebiliriz. Bu detayların tamamını vatandaşımızın bilmesi mümkün değil. Bir kafa karışıklığı oluyor. Ayağı taşa takılsa bazı arkadaşlarımız ‘Vay başkanlık sistemi geldi, onun için ayağım taşa takıldı.’ diyorlar.

Bu, acaba bir sorun varsa sistemden mi kaynaklanıyor, uygulamadan mı ya da başka birçok şart, konjonktür, husus var, bunlandan mı kaynaklanıyor? Bu analizi herkesin çok detaylı olarak yapmasını beklemek mümkün değil.

Genel olarak baktığımızda son yapılan çalışmalarda parlamenter sistem, başkanlık sistemi oranlarının hemen hemen birbirine eşit olduğu gözüküyor. Bu da şunu gösteriyor: Sistem yeni olduğu zaman birtakım alışkanlıklar vardı uygulamayla ilgili, beklentilerle ilgili. Bunlarla uygulama arasında tam bir kesişme olması için zaman gerekti. Başlangıçtaki şikayetlerin, itirazların, sistemle ilişkilendirilen itirazların zaman içinde azaldığını görüyoruz. Ben, zaman geçtikçe sistemle ilgili hususlarda gerek iyileştirmeler yapılmak suretiyle gerekse sistemle alakalı olan ve olmayan sorunların birbirinden ayrıştırılması noktasında daha fazla mesafe alınacağını, daha objektif, soğukkanlı değerlendirmeler yapılacağını düşünüyorum."

Mustafa Şentop, tartışmaların bir fotoğraf karesi üzerinden değil, film şeridi üzerinden yapılması gerektiğini dile getirerek, "Yani buraya nasıl geldiğimizi bilirsek, buraya kadar uzanan çizginin nasıl ve hangi açıyla geldiğini bilirsek devamı konusunda tahminde bulunabiliriz ama sadece bir fotoğraf karesi üzerinden değerlendirme yapmak, nokta üzerinden değerlendirme yapmaktır, bir çizgi üzerinden değil." dedi.

Bir gün "Madem öyle, biz de başkanlık sistemine geçelim, biz bunu arzu ediyoruz." diyerek başkanlık sistemine geçilmediğinin altını çizen Şentop, şunları ifade etti:

"15 Temmuz’da yaşanan hain darbe teşebbüsü göstermiştir ki 'Türkiye'de ne kadar mesafe alınırsa alınsın, bu darbeci, vesayetçi anlayış ne kadar geriletilmiş olursa olsun, bu konuda daha muhkem, anayasal, sistemik düzenlemeler yapılması gerekiyordu' düşüncesi ortaya çıktı. Yani devleti tahkim etme zarureti ortaya çıktı 15 Temmuz'dan sonra. Bir kere en yakından başlayarak gidiyorum. 15 Temmuz öncesi ve sonrası siyasetin, devlet algısının aynı olmayacağını söyledik ve 15 Temmuz bunu bize göstermiştir. Devlet, sadece fiili yani defakto olarak değil, dejure olarak da bu vesayetçi, darbeci anlayışlara karşı tahkim edilmeliydi. Bu da ancak sistem değişikliğiyle olabilir."

TBMM Başkanı Şentop, Türkiye’de vesayet ve darbeci anlayışın parlamenter sistemin işleyişinden, parlamenter sistemin yapısından kaynaklanan istifade noktaları olduğuna işaret ederek, 28 Şubat ve 12 Mart'ı örnek gösterdi.

"Yeni sistemde halkın doğrudan hükümeti seçeceği bir düzenlemeye geçtik." diyen Şentop, 2012'de AK Parti'nin Anayasa Uzlaşma Komisyonuna başkanlık sistemi önerisini getirdiğini ve daha önce bu konunun gündeme geldiğini anımsattı.

Türkiye'nin, sistem değişikliğine durup dururken, bir fantezi olarak veya ayakları yere basmayan bir tartışma içinden gelmediğini vurgulayan Şentop, "Bunun tarihi temelleri var, tartışmaları var, hem teorik bazlı tartışmaları var hem de Anayasa değişikliği anlamında yaşamış olduğu süreçler var ve bu süreçler bizi başkanlık sistemine doğru adım adım getirmiş. Bu bakımdan bundan sonrasına dair sistem tartışmalarını çok isabetli bulmuyorum, tarihi arka planı dikkate almadığı için isabetli bulmuyorum." görüşünü paylaştı.

Şentop, herkesin farklı sistem önerebileceğini ancak Türkiye'nin bu sistemi gereklilik varsa iyileştirmesinde, daha da güçlendirerek devam ettirmesinde zorunluluk olduğu kanaatini taşıdığını dile getirdi.

Dünyada da güçlü hükümet sistemlerine ihtiyaç hissedilen bir ortam bulunduğuna dikkati çeken Şentop, "Birçok ülkede bu salgın süreciyle ilgili başarısızlığın temelinde yatan husus, güçlü politikalar ve kararlar uygulayacak hükümetlerin bulunmamasıydı. Bu sistem tartışmaları ve arayışları birçok başka ülkede de var." diye konuştu.

Şentop, Siyasi Partiler Kanunu, Seçim Kanunu, iç tüzük ve bağlantılı mevzuatı yeni sisteme uygun hale getirmek gerektiğini söyleyerek, "Önümüzdeki yasama yılında inşallah belki bunlar konuşulacaktır." dedi.

Bir gazetecinin, Meclisteki koronavirüs vakalarına ilişkin sorusu üzerine Şentop, TBMM'de bugüne kadar 23 bin 310 test yapıldığını söyledi. Şentop, sürüntü testlerinin analizinin son zamanlarda Meclis hastanesinde yapıldığını ifade etti.

Günlük test sayısının 500'ün üzerinde olduğunu ve Türkiye genelindeki testlerin yüzde 1,5'inin sadece TBMM'de gerçekleştirildiğini kaydeden Şentop, şöyle konuştu:

"Fazla test yaptığınız zaman da fazla vaka tespiti ihtimali artıyor. Bu kötü bir şey değil. Tespit edilmesi lazım ki müdahale edilebilsin, kontrol altına alınabilsin ve bulaşma ihtimali azaltılsın. Burada test yapılırken sadece kendi personelimize, milletvekili arkadaşlarımıza test yapmıyoruz. Onların yakınlarına da test yapıyoruz. Şu anda evde takip edilen vaka sayısı 32, hastanede tedavi gören bir, dün itibarıyla yeni tespit edilen 2 personelimiz var. Evde takip edilen milletvekili sayısı 5, hastanede tedavi gören de 4 milletvekili var. Toplam 44. AK Parti Grup Başkanvekili Akbaşoğlu ile ilgili gelişmeler de olumlu. Kendisi solunum cihazından ayrıldı. Olumluya doğru gidiş var. İnşallah kısa zaman sonra kendisini aramızda göreceğiz."

Mustafa Şentop, "Türkiye'deki sistem değişikliğine 15 Temmuz FETÖ darbe girişiminin mi neden olduğu" sorusuna, 15 Temmuz FETÖ darbe girişimini, hükümet sisteminin değişikliği sebebi olarak göstermediğini söyledi.

Geriye dönük birçok sebebin olduğunu, en yakın zaman diliminde 15 Temmuz olmasından dolayı oradan başladığını belirten Şentop, ancak 15 Temmuz'un, hükümet sistemi değişikliğine ilişkin desteği artırdığını söyleyebileceğini ifade etti.

Sistem değişikliğini siyasi gelenek olarak uzun süredir savunduklarını ifade etmeye çalıştığını dile getiren Şentop, şöyle devam etti:

"Bunun daha geniş bir kitle tarafından görülmesine, bizim gerekçelerimizin haklılığının ortaya çıkmasına bir delil olarak 15 Temmuz'u söyledim. Yani 15 Temmuz, hükümet sistemi değişikliliğinin gerekliliğini bir kez daha gösteren olaydır. Parlamenter sistem bizde vesayetçi, kayıt dışı siyaset odaklarına siyaseti maniple etme imkanı sağlayan bir zemin sunuyor. 28 Şubat'ta bunu gördük. Yine bunu 12 Mart 1971'de gördük. Daha çok örnek verebilirim. Parlamenter sistemde siyasete dışarıdan müdahale etmek isteyenler, hükümetin parlamento içi dengelere bağlı olmasını bir fırsat olarak görmüşlerdir. Çeşitli şekilde bu dengeleri değiştirdiklerinde hükümet düşürüp hükümet kurdurabilmişlerdir. Vesayet odaklarına karşı yürütülen mücadele siyasetin alanının genişletilmesiyle başarı kazanmıştır. Fakat bu fiili bir durumdur. Bunun bir sistemik değişikliğe kavuşturulması anayasal düzlemde gerekliydi. Bu gerekliliği biz 2017'deki referandumdan 5 yıl önce somut bir teklif vererek ortaya koymuşuz. Daha öncesinde de dile getirilmiş bunlar. Sonuç itibarıyla 15 Temmuz'da gerçekleşen şey, bir kez daha bu sistem değişikliğinin gerekli olduğunu göstermiştir. Bu bir ihtiyaçtı. 15 Temmuz, bu ihtiyacı bir kez daha gözler önüne sermiştir."

TBMM Başkanı Şentop, anayasaların hepsinin darbe dönemlerinde yapıldığının altını çizerek, 1982 Anayasası'nın, Forum dergisinin 1980 yılındaki anayasa önerisi metninden istifade edilerek hazırlandığını söyledi. Şentop, şöyle konuştu:

"Askerler gelip de bir anayasa hazırlamamışlardır. Hatta 1960'ta darbeyi yapanlar o dönemde İstanbul'dan bilim heyetini çağırıyorlar, gelen heyetin elindeki dosyayı bir anayasa metni olarak değerlendiriyorlar. Ama heyet 'Elimizde bir şey yok, oturup çalışacağız' dediğinde Milli Birlik Komitesi üyeleri sukutuhayale uğruyorlar. Çünkü askerlerin elinde bir anayasa yok, yine bunu yapanlar siviller. Dolayısıyla darbe dönemlerinde yapıldığı için anayasaları kategorik olarak eleştirmek ayrı bir şey ama bu anayasaların tüm maddeleri yanlıştır, sakattır, toptan çöpe atılmalıdır da diyemeyiz. Maddelerin bir kısmının tarihi arka planı vardır. Yaşanmış hukuki, siyasi tartışmalarla bağlantısı vardır. Dolayısıyla 1961'deki anayasadan 1982 Anayasasına, oradan 2017 yılına bir çizgi çekerken bu realitenin yani parlamenter sistemde aksaklığın olduğuna dair realitenin, Cumhurbaşkanlığının hukuki yetkilerinin ve siyasi meşruiyetinin güçlendirilmesine dair bir zaruretin aslında başkanlık sistemine karşı olan kesimlerce hazırlanan bu anayasalarda kabul edildiğini ifade etmeye çalıştım. Eski bir söz 'Gerçek haklılık, hasmınızın dahi ikrar ettiği, kabul ettiği haklılıktır' der. Dolayısıyla başkanlık sistemine karşı olan çevrelerin bile kabul ettiği bir boşluk var Türkiye'de, o da parlamenter sistemdeki boşluk. Bunlar da Cumhurbaşkanının yetkilerini artırma suretiyle başkanlık sistemine yaklaşan bir sisteme doğru adım atmaya kendilerini mecbur hissetmişlerdir. Türkiye'nin anayasa değişikliği tarihlerini izlediğimizde bu çizgi bize başkanlık sistemini mecburi istikamet olarak gösteriyor."

Mustafa Şentop, Atatürk'e yönelik son günlerde yapılan eleştirilere yönelik soru üzerine, özellikle sosyal medyanın birçok şeyi görünür hale getirdiğini söyledi.

Sosyal medyada dine hakaret edenlerin, Hz. Muhammed'e hakaret edenlerin de bulunabildiğine işaret eden Şentop, şöyle devam etti:

"Objektif bakacak olursak bunların kıymeti nedir, ağırlığı nedir, toplumsal olarak ne kadar bir kesim içerisinde vardır diye baktığımızda aslında Türkiye'de kriminal vakalar olduğunu, polisiye olaylar olarak dikkatimizi çekecek olaylar olduğunu, siyasi bir görüş, fikri bir tez olmadığını görebiliyoruz. Bu anlamda Türkiye'de böyle bir mesele olmadığını görüyorum. Ayasofya'nın açılışı, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e karşı bir hareket değildir. O günün şartlarında Ayasofya'nın müze haline çevrilmesinin kendi içinde birtakım gerekçeleri vardır. Onları bugünün kriterleriyle değerlendirmek doğru değildir. Bugün açısından da Ayasofya'nın müzeden ibadethaneye çevrilmesi, cami olarak açılmasının haklı gerekçeleri vardır. Bu o döneme karşı gerçekleştirilmiş bir hamle değildir. Bunu böyle görenler, Türkiye'yi, devletimizi tanımıyor demektir. Tamamen bunlar basit, manipülatif tartışmalar. Böyle bir sorun yok Türkiye'de. Hilafet tartışması da tamamen gereksiz bir tartışmadır. Hilafet, bir kavram olarak bu şekilde suistimal edilecek, magazinel olarak değerlendirilecek bir husus değil. Bunu ortaya atanlar da dikkate alınmayacak derecede az bir kesimdir."

****HABERİN DEVAMINA "İLGİLİ DOKÜMANLAR" BÖLÜMÜNDEN ULAŞABİLİRSİNİZ****
Haber Tarihi (dd/mm/yyyy)
Anahtar Kelime






Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM
Tasarım Hacettepe Üniversitesi


Sitemiz en iyi Mozilla Firefox 3.0, IE 7.0 ve üzeri ile görüntülenebilir.