TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BASIN AÇIKLAMALARI

FETÖ 15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİNİ ARAŞTIRMA KOMİSYONU...


FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimini, darbelerin ve gizli oluşumların siyaset üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral Arif Çetin, eski Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve Eski MİT Müsteşarı Emre Taner'i dinledi.

09 Kasım 2016 Çarşamba

FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimini, darbelerin ve gizli oluşumların siyaset üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, Korgeneral Çetin'i dinledi.

Van Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral Arif Çetin, Jandarma Harekat Başkanı olduğu 15 Temmuz'daki FETÖ'nün darbe girişiminde, Jandarma Genel Komutanlığı Karargahını ele geçirenlerin sadece orada görev yapanlar olmadığını belirterek, "Nizamiyenin yanında ölü ele geçirilen bir binbaşı bizim karargahtan değildi. Paralel yapının içinde kimlerin olduğunu sonraki günlerde hep birlikte öğrendik, şaşırdığım kişiler de oldu." dedi.

15 Temmuz'da Jandarma Harekat Başkanı olarak görev yaptığını anımsatan Çetin, o gece saat 21.00 sıralarında Genelkurmay Karargahından silah sesleri geldiği duyumu üzerine konuya ilişkin bilgi almak için harekat istihbarat merkezini aradığını, ancak kimseye ulaşamadığını söyledi.

Emniyet Genel Müdürlüğü TEM Daire Başkanı Turgut Arslan'ı aradığını ve karargahta buluşmak için sözleştiklerini, Arslan'ın kendinden önce karargaha gelince darbeciler tarafından alıkonulduğunu anlatan Çetin, saat 22.00 sıralarında "Silahlı Kuvvetler yönetime el koydu, sokağa çıkma yasağı var." şeklinde bir arama aldığını, telefondaki sesi Ahmet isimli bir albayın sesine benzettiğini, bilgisayardan ses kopyalama yöntemiyle arandığını ve "siber saldırı" yapılıyor hissine kapıldığını kaydetti.

Gece boyunca İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Selami Altınok, Bakan Yardımcısı Sebahattin Öztürk, Ankara Valisi ve Emniyet Müdürü ile görüşmeler gerçekleştirdiğini dile getiren Çetin, Jandarma Genel Komutanlığı Karargahını darbecilerden kurtarmak için jandarma ve polis özel harekat ekipleriyle çalıştıklarını belirtti.

Korgeneral Çetin, Jandarma Genel Komutanlığına kendisinden önce ulaşan 4 albaydan ikisinin içeriden açılan ateşle yaralandığını, diğer 2 albayla yakınlardaki bir cami duvarının arkasında bir süre harekatı yönettiklerini anlatarak, "Cami imamının lojmanında olduğunu anladıktan sonra kapıyı açmasını istedik. Önce bizi darbeci zannedip eve almak istemedi. İmamın eşi biraz telaşlanmıştı, 'bacım sen odana geç, biz salondayız' dedim. İmam lojmanının salonundan harekatı sevk ve idare ettik. 'Biz ateş aç' falan deyince imam bizi darbeci gibi algılamış, sonra ben televizyona bağlanınca adam boynuma sarıldı." diye konuştu.

Ankara İl Jandarma Komutanlığında kontrolün sağlanmasından sonra harekatı oradan yönettiklerini, buradan tüm birliklere emirler geçtiğini, kanunsuz emirlere uyulmaması konusunda talimatlar verdiğini ifade eden Çetin, darbecilerin de karargahtan emirler geçmesi üzerine televizyona bağlanma ihtiyacı duyduğunu ve canlı yayında Jandarma teşkilatının darbenin karşısında, milli iradenin yanında yer aldığını söylediğini aktardı.

Çetin, televizyon bağlantısından sonra, o dönem İçişleri Bakanı olan Efkan Ala'nın kendisini arayarak tebrik ettiğini dile getirerek, o gece teşkilattaki tüm izinleri kaldırdığını, izinden dönmeyen bin 209 kişinin de darbeden sonra üçüncü günde ilişiklerinin kesildiğini kaydetti.

Çetin, gece ilerleyen saatlerde Kara Kuvvetleri Komutanlığı birliklerine de mesaj çekerek, darbecilerin emirlerine uymamaları yönünde emir verdiğini, Jandarma Genel Komutanlığına girmek için iş makineleriyle kapı önündeki bariyerlerin kırıldığını, bu esnada iş makinesi operatörünün yaralandığını, jandarma ve polis özel harekatlarının desteğiyle karargahı darbecilerden kurtardıklarını söyledi.

Karargahta darbecilerle çatışırken Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin önüne atılan bombalardan 5 kişinin şehit olduğu, 50'nin üzerinde yaralının bulunduğu bilgisinin kendisine ulaştığını ifade eden Çetin, emrindeki askerlere "silahlı kim görürlerse ateş etmeleri" emrini verdiğini ve şehit verme pahasına çatışarak Jandarma Genel Komutanlığı karargahını darbecilerden kurtardıklarını bildirdi.

Korgeneral Çetin, kendisinden önce karargaha gelen albayların, nizamiyede gördükleri kişilerden darbe girişiminde bulunanları "paralelciler" olarak tanımladığını ve içeride bulunduğunu düşündükleri kişilerden dolayı darbeyi FETÖ'nün yaptığı kanaatine ulaştığını dile getirdi.

Çetin, "TEM Daire Başkanı Turgut Bey, karargaha geldiğinde, beni görmeye geldiğini söyleyince içeri almışlar. Darbeyi yöneten albay, Turgut Bey'e ateş edip yaralıyor, korumasını şehit ediyor. Rehin aldıkları bir albayı da yaralıyorlar. Sağdan soldan duyduğumuz belli kişiler vardı, bunların FETÖ'cü olduğu, bu yapıya sempati duyduğu yönünde. Onların birkaç tanesinin içerden ateş ettiklerini duyunca o zaman FETÖ'nün yaptığını anladık. Darbecilerin 15 civarında ölüleri, 58 yaralıları vardı. 5’i nizamiye civarındaydı, içlerinde siviller de vardı." dedi.

Darbe gecesi Albay Celal Şahin'in kendisini aradığını, ona jandarma özel harekat birliğini alıp karargaha gelmesi emrini verdiğini ifade eden Çetin, "Celal Şahin'e, 'JÖH'ü al gel' dedim ama JÖH geldi, kendisi gelmedi. Celal Şahin benim mesai arkadaşım, suçlu ya da suçsuz demem söz konusu olamaz. Mahkeme sürecinde ortaya çıkacaktır. Ben onu aramadım, o beni aradı, 'emriniz nedir' dedi. 'JÖH'ü al gel' dedim, toparladı gönderdi birliği ama kendisi gelmedi." diye konuştu.

Çetin, darbe teşebbüsünü duyduğu ilk an çok şaşırdığını, "Bu çağda darbe mi olur?" tepkisi verdiğini vurgulayarak, Jandarma Genel Komutanlığındaki darbeciler arasında İstanbul'dan ya da değişik birliklerden izin alarak gelenler olduğu bilgisini verdi.

Çetin, "Bizim karargahı ele geçirenler sadece bizim karargahda çalışanlar değil. Nizamiyenin yanında ölü ele geçirilen bir binbaşı bizim karargahtan değildi. Paralel yapının içinde kimlerin olduğunu sonraki günlerde hep birlikte öğrendik, şaşırdığım kişiler de oldu. Tek tek isim listesine girmek benim görev ve sorumluluğum dışında. Ben harekat başkanıyım, operasyondan sorumluyum. Benim görevim karargahımı ele geçirmek, bunun için de her şeyi yaptım. En az sizin kadar endişe içindeydim, oturup ağlamadım ama gülmedim, oynamadım da. İşimi yaptım." dedi.

Korgeneral Arif Çetin, görev süresi boyunca hep operasyonel bir subay olarak çalıştığına işaret ederek, FETÖ ya da başka yapılara mensup olduğu bilgisi ya da duyumu aldıkları personel hakkında gerekli işlemlerin yapılması için dosya hazırladıklarını ve TSK'dan ayrılma işlemlerinin yapıldığını söyledi.

Eski Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, "Hakkında rapor hazırlandığını emniyet içindeki uzantıları kanalıyla önceden haber alan Fetullah Gülen, 1999 tarihli raporu gerekli birimlere sunmamızdan 3 gün sonra ülkeden kaçmak zorunda kaldı." dedi.

FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimini, darbelerin ve gizli oluşumların siyaset üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, eski Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral'ı dinledi.

Saral, Fetullah Gülen ile ilgili 1999 yılında bir rapor hazırlaması konusunda görevlendirildiğini, Gülen hakkında bugüne kadar yayımlanmış kitap ve kasetlerin incelemeye alındığını söyledi.

Cevdet Saral, raporun ortaya çıkmasıyla birçok sorunla karşılaştıklarını, hazırlanan 90 sayfalık rapor doğrultusunda karşılarına, kendini dini söylem ve motiflerle kamufle eden sosyal, eğitsel görünümlü olmakla birlikte çok geniş siyasi hedefleri bulunan, yalancı, kindar ve o nispette de cahil olan ama gerektiğinde kendini ilim sahibi gösterme becerisine sahip son derece tehlikeli birinin çıktığını söyledi.

Açık faaliyet gizli hedef üzerine kurgulanmış bir yapı ile karşı karşıya kaldıklarını vurgulayan Saral, "Son derece karanlık bu hareket vakit geçirilmeksizin deşifre edilmeli, tüm halkımız uyarılmalıydı." dedi.

Saral, şunları kaydetti:

"Hakkında rapor hazırlandığını emniyet içindeki uzantıları kanalıyla önceden haber alan Fetullah Gülen, 1999 tarihli raporu gerekli birimlere sunmamızdan 3 gün sonra ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Ülkeyi terk etmesinin sebebi ise devletin nasıl bir tepki vereceğini kestirememesidir. Çünkü raporumuzda son derece tehlikeli ve çizgi dışı gördüğümüz bu harekete karşı inisiyatif kullanarak değerlendirme bölümünde bu hareketi, siyaset, sivil ve askeri bürokrasinin dikkatini çekme adına hedef tahtasına oturtmaya çalışmıştık."

Fetullah Gülen ve kendisine bağlı grubun 2000 yıllarında ülkeyi tepeden ele geçirmek istediğinin altını çizen Saral, "Dönemin Genelkurmay Başkanlığı Plan Prensipler Daire Başkanı Korgeneral Reşat Turgut ile sohbet sırasında, hazırladığımız raporun çok işlerine yaradığını belitti. ‘Paşam bizim hiç işimize yaramadı, sizin işinize nasıl yaradı’ diye sorduğumda ise ‘Eğer o rapor elimizde olmasaydı Ecevit bize Fetullah’ın cumhurbaşkanlığını dayatacaktı’ dedi. ‘Paşam bu nasıl söz, bu adam ilkokul mezunu bile değil, Ecevit bunu nasıl teklif edecekti cumhurbaşkanlığına’ diye sorduğumda ise ‘Onlar kolay halledilecek işlerdir’ cevabını verdi." diye konuştu.

Bu hadiseyi FETÖ'nün devleti nasıl kuşatmış olduğunu anlatmaya çalışmak adına örneklediğini vurgulayan Saral, "Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde Fetullah Gülen'e taraf olan, olmayan komuta sistemi vardı. 28 Şubat sürecini irdelediğiniz zaman orada bir birlikteliği hissetmemek mümkün değildir. Sayın Erbakan'a 'Sen bu işi beceremiyorsun, bu ülkeyi germe, iktidarı bırak git' tebligatını ilk defa televizyon kanallarından yapan Fetullah Gülen'in kendisidir. Ben işin arka tarafını göstermeye çalışıyorum. Ecevit'i sizinle birlikte savunabilirim. Ecevit'in ince ruhlu karakterini bu cemaat istismar etmek suretiyle ona böyle bir mesafe aldırmasını sağlamış olabilir." dedi.

Dönemin Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ı konutunda ziyaret ettiğini, o günün sorununu kendisi ile istişare ettikten sonra cemaatin kendilerine karşı tavrı ile ilgili bir çalışma yapmak istediğini söylediğini belirten Saral, "Kendisi bana 'Sakın ha. Ecevit böyle bir çalışma yapıldığını duyarsa hükümeti yıkar' dedi ve izin vermedi. Ancak bir ay kadar sonra hükümet düştü. Ecevit Başbakan oldu ve ben bu çalışmayı yürüttüm. Bu çalışmanın aleyhimde bir sonuç vereceğini biliyordum ama devletin refleksi bu çalışmayı yapmamı gerektiriyordu." ifadelerine yer verdi.

Fetullah Gülen'le ilgili bir sıfat sıralaması yapıldığında ortaya sürekli büyüyen ve şimdi paralel tanrı rolüne soyunmuş birinin çıktığına ifade eden Saral, "Fetullah Gülen, sadece Türkiye'yi değil, tüm insanlığı tehdit eden çağdaş Frankeştayn'dır. Kainat imamlığı tanımıyla da Allahlığını ilan etmiş, acilen enterne edilmesi gereken bir çılgındır." diye konuştu.

Bu yapılanmanın önünün CIA tarafından açıldığı kanaatine katılmadığını belirten Saral, "ABD mi Fetullah Gülen hareketini kullandı, Fetullah Gülen mi ABD'yi kullandı sorusuna verilebilecek cevap bence daha çok Fetullah Gülen ve bağlıları ABD ve CIA'yı kullanmıştır. Bu hareketin ardındaki üst akıl bizatihi Fetullah Gülen'dir. Bu üst aklın ABD'yi ve okullarının faaliyette olduğu hemen tüm ülkeleri teslim aldığını ya da alma noktasına yaklaştığını değerlendiriyorum." ifadelerini kullandı.

Saral, mensuplarını hapishanelere atmanın, iş akitlerini feshetmenin örgüt ile mücadelenin sadece bir boyutu olduğunu, bu hareketin çözülme yerine kader birliği noktasında yeniden etkin dirilme gösterebileceğini vurgulayarak, "İstila kaldığı noktadan start alabilir. Geç kalındığı takdirde bugün Türkiye içerisinde oluşan darbe dalgalarının yarın ülke dışından gelebileceğini düşünmekteyim." dedi.

Cevdet Saral, 28 Şubat sürecinde medyada, bu örgütün önde gelen isimlerinin Genelkurmay koridorlarında dolaştığının yer aldığını belirtti.

Saral, bu süreç içerisinde cemaatin önde gelenlerine rehberlik eden siyasetçilerin de olduğunu öne sürerek "28 Şubat sürecinde en az darbeyi alan, en az sıkıntıyı yaşayan dinsel örgütlerden birisi Fetullah Gülen cemaatidir. Ecevit bu cemaatle ilgili sempatik bir tavır içerisindeydi. Bunu inkar etmenin bir manası yok. Ecevit'in cemaatin felsefesiyle ters düşen hiçbir tarafı yoktu. Bu cemaat nüfuz ticareti yaptı. Her kesimdeki insan modeliyle yaptı bunu. Belki de Fetullah Gülen bir devlet projesiydi. Belki de 28 Şubat, Gülen'in önünü açma projesiydi." değirlendirmesinde bulundu.

Eski MİT Müsteşarı Emre Taner, "15 Temmuz sadece FETÖ'nun ve grubunun anlayışıyla realize edilmiş faaliyet olamaz, FETÖ'nun boyu kısa kalır. Arkasındaki ortak aklın, küresel aklın gözardı edilmemesi gerekir." dedi.

FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimini, darbelerin ve gizli oluşumların siyaset üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu, eski MİT Müsteşarı Taner'i dinledi.

Taner, FETÖ'nün çok ciddi dış destek gördüğünü, hiçbir İslamcı örgütün bu ölçüde dış destek alamadığını ifade etti.

Taner, FETÖ yasa dışına çıkmasa da terör örgütü izlenimi vermese de MİT tarafından izlendiğini ve stratejik birçok bilginin devlet kurumlarına sunulduğunu belirterek, "Olayın 15 Temmuz'da yaşanan boyuta geleceğini gösteren bilgiler alınamamıştır. dedi.

İstihbarat eksikliğinin kurumlaşma eksikliğinden kaynaklandığını ve Türkiye'de istihbaratın patronunun kim olduğunun belli olmadığını ifade eden Taner, "Kağıt üzerinde istihbaratın patronu MİT'tir, hesap sorulacağı zaman MİT akla gelir ama güvenlik istihbaratının diğer unsurları yoktur. Bugün kırsalı en güzel kontrol eden jandarmadır. Şehirler polisin kontrolü altındadır. Güvenlik istihbaratının mutlaka adının konması gerekir. Çok seslilik ve başlılık güvenlik bürokrasisinde bize çok zarar vermiştir. Bütün bilgilerin bir yerde toplanması gerekir. Merkezi istihbarat teşkilatı ABD'de neden merkezi adını almıştır. MİT'in adının 'Devlet İstihbarat Teşkilatı' olması gerekir." değerlendirmesinde bulundu.

Emre Taner, "15 Temmuz birçok dersi getirip önümüze koymuştur. Birbirimizi yiyerek bir tarafa varmamız mümkün değildir ama öz eleştirimizi erkekçesine, açıkçasına yapmamız gerekir. Yapamadık. Fetullah Gülen'in 15 Temmuz'da bir ihtilale sebebiyet verebileceğini alamadı bu gizli servis. İstihbarat eksikliği, kurumsallaşmanın eksikliğinden kaynaklanıyor." dedi.

MİT Müsteşarı olduğu dönemde FETÖ'nün MİT'e sızmasının sıfıra yakın olduğunu kaydeden Taner, şöyle devam etti:

"Benim çalıştığım dönemde FETÖ'nün MİT'e sızması sıfıra yakındır. İsterseniz almazsanız. '70-80 kişi MİT'ten FETÖ ile bağlantılı diye ayrıldı' denildiği zaman yadırgamamak mümkün değildir. Son dönemde daha çok girmiş olabilirler. MİT, en temiz kalmış örgüttür. MİT, bu ülkenin namusudur, onun başındaki müsteşar da o teşkilatın namusudur. Eğer bu iki namus bir araya gelmezse güven duygusu sağlanmaz. MİT'in yaptığı her şey yasalar içinde değerlendirilemez. Karanlık, gri noktalar vardır, gizli servisler bunun için kurulur.

Ahmet Necdet Sezer Bey hayattadır; bu konuda defalarca kendisiyle konuştuk. Aldık bilgiyi koyduk önüne, 'çok dehşetli bilgi' dediler. Dedim ki 'Sayın Cumhurbaşkanımız bu bilgi, anlayışa göre yasa dışı. Çünkü biz yasa dışı dinleme yapıyoruz.' Hukuken dinleyemezsiniz. Örgüt hukuksuzluğu kullanırken siz hukuk içinde kaldığınızda açmaz bir noktaya geliyorsunuz. Dünyanın hiçbir ülkesinde anayasasıyla milli istihbarat teşkilatının görevlerini sınırlayan bir başka ülke yok."

FETÖ'nün yurt dışındaki okullarının MİT tarafından istihbarat almak için kullanılması teklifinin de zaman zaman kendisine yapıldığını ifade eden Taner, buna şiddetle karşı çıktığını, bugün de bu yaklaşımın ne kadar doğru olduğunu gördüğünü kaydetti.

Taner, "İstihbaratın tek elde toplanmasının çok daha iyi olacağından bahsettiniz. Onu da FETÖ gibi bir örgüt ele geçirirse ne yapacağız?" sorusuna "O zaman bir Ayetel Kürsi okuyup Allah'a sığınacağız. Tuz da koktuysa çaresi yok. Devlet bunun olmaması için gerekeni yapmalı." yanıtını verdi.

Emre Taner, FETÖ'nün, 7 Şubat 2012 günü, KCK soruşturması kapsamında, kendisini, MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ı, eski müsteşar yardımcısını ve iki MİT personelini yargı önüne çıkarmak için dehşetli bir kumpas kurduğunu, kendisinin KCK'nın kurucusu olarak suçlandığını anımsatarak, şunları kaydetti:

"Çözüm Sürecine giriş sebebim; akan kanın durmasını istememdir. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül hayattadır, Sayın Erdoğan hayattadır; yapılacak işler konuşulmuştur. Devletin aklıyla yola çıkılmıştır, biz kendi aklımızla yola çıkmadık. Risk alarak yola çıktık, korkmadık.

Biz, Oslo sürecine, yabancılar Kürt meselesini oyuncak yapmasın diye girdik. Ne kadar yabancı servis varsa hepsi PKK ile iç içe, istedikleri gibi alıp veriyorlar, Türkiye kenardan izliyor. 'Olmaz, devreye girmeliyiz, biz başbaşa kalmalıyız bu grupla' dedim. Yabancıların niyeti başkaydı; uluslararası bir konferansa götürmek istiyorlardı konuyu. Çok taraflı, yanlı bir konferansla Kürt meselesini aleyhimize hallettirmek istiyorlardı. Oslo ihanet değildir, bunu söyleyenler yanılır. Oslo bir kanın durdurulması için yapılmış bir hadisedir. Gizli servisler mayınlı bölgeye girer, mayını temizler, arkadan siyaset girer.

Çözüm Süreci, iç ve dış bazı mihraklar tarafından yürümesin istendi. Yabancılar, Çözüm Süreci olduğu taktirde Türkiye'nin bölgesinde bu problemi halletmiş, kanatlanmış ülke olmasını istemedi. Örgütün içindeki bazı kadrolar çözüm sürecinden ürktü. 500'ün üzerinde yönetici kadro 'biz ne yapacağız, Türkiye'ye dönersek tutuklanacağız.' dediler. O gün dağa çıkanlar, bugün 55 yaşında. Dağda emeklilik yok, dağda ölüm var, yanaşmak istediler fakat olmadı. Önlerine doğru dürüst bir yol haritası koyamadık. Çözüm Süreci Habur'da tıkandı. Habur da ihanet değildir. Cemaat, çözüm sürecinin mevcut hükümet eliyle başarılmasından rahatsızdır."

Emre Taner, yetişmiş, belli kariyer sahibi insanların FETÖ'ye neden teveccüh duyduğunun araştırılması gerektiğini belirterek, "15 Temmuz sadece FETÖ'nun ve grubunun anlayışıyla realize edilmiş faaliyet olamaz; FETÖ'nun boyu kısa kalır. İkinci, üçüncü, dördüncü darbeden endişe ediliyorsa FETÖ'nun boyu çok kısa kalır. Arkasındaki ortak aklın, küresel aklın gözardı edilmemesi gerekir. Şiddetli bir kalkışma, çok şiddetli tedbirlerle engellenir. Evet kurunun yanında yaş da yanıyor, doğrudur, ama böyle bir şiddetli hareket ancak çok kapsamlı karşı koymayla engellenebilir." dedi.

Taner, MİT İstanbul Bölge Başkanı olduğu dönemde, Fetullah Gülen'in Ümraniye'de kaldığı eve girdiklerini belirterek, "Saat farkıyla, dakika farkıyla girdik. Yatağı henüz sıcaktı. İçeriden, emniyetten haber verilmiş kendisine. Böyle bir noktada başına gelecekleri hesap ettiği için Türkiye'de kalmak istemedi ve gitti." diye konuştu.

MİT'in istihbari literatürüne değinen Taner, "Darbe girişiminde başarısızlık olursa arkasından suikast gelir. Tek enstrüman odur. Darbe zor iştir. Suikastlere dikkat etmek gerekir. Eski tecrübelerime binaen bunu söyleyebilirim. Suikastler son derece önemlidir, güvenlik son derece önemlidir. Daha güvenli, sağlıklı önlemler alınması gerekir." ifadesini kullandı.

Emre Taner, Çözüm Süreci'nde Habur olayının doğru başladığını ancak yanlış sonuçlandığını belirterek, "Sürecin bozulmasında FETÖ'cü polislerin büyük rolü vardır. Habur'un esas arkasındaki kısma gelince para, propaganda Avrupa'dadır, silah Kandil'dedir, beyin İmralı'dadır. Bu üç mihrak birbiriyle yarışır. Devletten öylesine güvenceler istediler ki bunlar bir anda yapılabilecek şeyler değildi. Bu sürecin işlemesini istemeyen iç ve dış mihraklar bu boğulmada aktif rol aldılar. Habur doğru başladı, yanlışa döndü." dedi.
Haber Tarihi (dd/mm/yyyy)
Anahtar Kelime






Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM
Tasarım Hacettepe Üniversitesi


Sitemiz en iyi Mozilla Firefox 3.0, IE 7.0 ve üzeri ile görüntülenebilir.