TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BASIN AÇIKLAMALARI

TBMM DARBE VE MUHTIRALARI ARAŞTIRMA ALT KOMİSYONU…


AK Parti İstanbul Milletvekili Nimet Baş'ın başkanlığında toplanan TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, dönemin yakın şahitlerinden siyasetçi Hasan Hüseyin Ceylan ve gazeteci Ergun Babahan'ı dinledi.

19 Ekim 2012 Cuma

AK Parti İstanbul Milletvekili Nimet Baş'ın başkanlığında toplanan TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, dönemin yakın şahitlerinden siyasetçi Hasan Hüseyin Ceylan'ı dinledi.

Hasan Hüseyin Ceylan, 28 Şubat kararlarının altında Erbakan'ın imzasının bulunmadığını söyledi. Ceylan, "Erbakan hocanın imzaladığı metin 18 maddelik metin değildir. Sayın Başbakan'ın imzaladığı metin her zaman MGK toplantılarından sonra kapıda basına yapılan duyurudaki 4-5 maddelik metinlerdir. "dedi.

Hasan Hüseyin Ceylan, aynı zamanda kamuoyunda '5'li çete' olarak adlandırılan yapılanmalara ve dönemin asker kanadındaki aktörlere de dikkat çekti. Bu tabloya 'alakası olmayan yapılanmalar ve medya yalanları' eklenerek 28 Şubat'ın gerçekleştirildiğini dile getiren Ceylan, "Türkiye'nin en başarılı Başbakanlarından birisi olan Necmettin Erbakan'a, bu millet adına, bu cunta güçleri yazık etmiştir. Onun cenazesinde 2,5 milyon insanın toplanması da 28 Şubat'ın cevabının verilmesi gibi olmuştur." diye konuştu.

28 şubat döneminin siyasetcilerinden Ceylan, medyanın o süreçte oynadığı rolün, 28 Şubat'ın planlı yapıldığını gösterdiğini ifade etti.

Dönemin gazete haberlerini gösteren Ceylan, manşetlerin emirle atıldığını ve asılsız haberler yapıldığını söyledi. Ceylan, 27 Şubat'ta 3 büyük gazetede, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in Başbakanlığa yazdığı mektuba ilişkin manşet atıldığını anlatarak, ''Demirel'in öyle bir mektubu yok'' dedi.

28 Şubat kararlarının altında dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan'ın imzasının bulunmadığını ifade eden Ceylan, sözlerine şöyle devam etti:

"Komisyonda da belgeleri ile herkesin huzurunda ortaya koydum, rahmetli Necmettin Erbakan hocamın bizzat kendi ellerinden aldığım orijinal belgeler şimdi komisyondadır. Birinci gün bütün gazeteler, 'paşa paşa imzaladı,'tıpış tıpış imzaladı' dediler.

İkinci gün aynı gazeteler, 'hoca imzalamıyor', üçüncü gün 'hoca imzalamakta direniyor', dördüncü günü manşetlerde 'yine imzalamadı' haberleri yer aldı." Bu haberler yapılırken cuntacıların Erbakan'a kararları imzalaması için büyük baskı yaptığını anlatan Ceylan, "MGK Genel Sekreteri İlhan Kılıç, paşanın resmi üniformasıyla hem evinde hem parti genel merkezinde hem Başbakanlık katında, zorla imzalattırılmak üzere 4 gün aralıksız 5 kez geldiğinin tanığı oldum.

Erbakan hocanın imzaladığı metin 18 maddelik metin değildir. Sayın Başbakan'ın imzaladığı metin her zaman MGK toplantılarından sonra kapıda basına yapılan duyurudaki 4-5 maddelik metinlerdir, MGK bildirisidir. O bildirinin altındaki imzadır…" diye konuştu.

Merhum Başbakan Necmettin Erbakan'ın, 'imam hatip okulları bizim arka bahçemizdir.' ifadesini hiçbir zaman kullanmadığını da dile getirdi.

28 Şubat sürecinde 550 milletvekili içinde hapse giren tek milletvekili olduğunu, idamla yargılandığını aktaran Ceylan; ailesi ile birlikte ağır baskılara maruz kaldığını anlattı.

Ceylan, "O dönemlerde, ben de Polatlı Topçu Okulu'ndan bir topçu albay tarafından öldürülmekle tehdit edildim. Evim, Eylül 1997'de 50 asker tarafından silahları ile sarıldı; milletvekili olmamam rağmen, Oran'daki evim dahi baskına uğramıştır. Çocuklarımın hepsine inanılmaz baskı uygulandı. Özellikle, milli güvenlik dersine giren asker kökenli öğretmenler bu baskıyı yaptı… Kızım, 'baban idam edilecek' diye korkutularak, psikolojik sıkıntıya sokulmuştur." ifadesini kullandı.

Ceylan, komisyondaki konuşmasında, araştırma komisyonunu soruşturma komisyonuna dönüştürülmesi önerisinde bulundu. O dönemde 73 milletvekilinin cuntanın tesiri ile istifa ettirildiğini kaydederek, "Bu kişilerin neden istifa ettirildiğini, 2002 seçimlerine kadar ki mal varlıklarının incelenmesini teklif ediyorum. Araştırıldığında çoğunun mal varlıklarının 10'a katlandığı görülecektir." dedi.

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu, 28 Şubat süreciyle ilgili olarak dönemin Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, gazeteci Ergun Babahan'ı dinledi.

Babahan, o dönemlerde kolay bir gazetecilik yaptıklarını belirterek, Ankara'daki bir gazetecinin herhangi üst düzey bir komutanla yaptığı görüşmenin gazetede manşet yapıldığını, daha nitelikli zor bir habercilik gayesi güdülmediğini ifade ederek, gerçeklikten büyük ölçüde koptuklarını anlattı.

Babahan, hayatı Sabah Plaza'daki yaşamdan ibaret sandıklarını vurgulayarak, şöyle devam etti:

''Halktan kopuk bir yaşam sürerdik. Barı, havuzu olan plazamızda aşırı tüketimin neden olduğu kendini beğenmiş bir gruptuk. Saat 3'te işi bitirir, 7'ye kadar tavla oynar, bir an önce eğlenceye katılırdık. Yıllarca otobüsle gidip gelmiş insanlarken, lüks evlerimiz, lüks arabalarımız oldu. Antep'e, Kayseri'ye, Denizli'ye gitmemiştik. Oralara 2002'den sonra gidip gelmeye başladım. Ben bu özeleştirileri 2002'den sonra yapmaya başladım.''

Gazetenin sahibi Dinç Bilgin'in ilk başlarda büyük sermaye grupları tarafından kabul görmezken, 28 Şubat sürecinde TÜSİAD çevrelerince kabul görmeye başladığını dile getiren Babahan, o dönemde Bilgin'in dövize endeksli yüklü borçlarının olduğunu, kamu bankalarıyla iş yapmaya başladığından siyasetle çok daha yakınlaştığını söyledi.

İstanbul'da büyük sermaye gruplarının yalılarda özel toplantılar yaptıklarını, buralara Dinç Bilgin'in de çağrıldığını ve o toplantılarda belirli medya gruplarının yayın politikasına ilişkin bir havanın da oluştuğunu anlatan Babahan, ABD'nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz'le de o dönemde tanıştıklarını, Abramowitz'in Dinç Bilgin'le görüşmesinde tercüman olarak bulunduğunu kaydetti. Babahan, bu görüşmede Abramowitz'in Kaddafi'nin çadırında yaşananların Türkiye'nin onuruna yakışmadığından bahsettiğini ve Türkiye'de askerlerin mevcut siyasi durumdan neden daha fazla rahatsızlık duymadığından şikayet ettiğini söyledi.

Türkiye'deki bütün darbelerin ABD destekli veya onaylı olduğuna işaret eden Babahan, 28 Şubat'ta ABD'deki Yahudi lobisinin ve İsrail'in antidemokratik çevrelere çok ciddi etki ve desteğinin bulunduğunu kaydetti.

O dönem Sabah gazetesinin ''Paşa paşa imzaladı'' gibi manşetlerle Refahyol hükümetine karşı daha sert tavır almaya başladığını belirten Babahan, kendi yazarlarını da töhmet altında bırakan Andıç haberinde, kendisinin de sorumluluğunun bulunduğunu ifade etti.

Babahan, Mesut Yılmaz'ın Başbakanlığı döneminde MİT Müsteşarı'nın atanması sürecinde bazı gazetecilerin etkili olmaya başladığını, örneğin Tuncay Özkan ile Uğur Dündar arasında bu konuda bir rekabet olduğunun o dönemde yazılıp çizildiğini anlattı.

Uzan grubunun Türkiye'de bir askeri darbe yapılacağını düşündüğünü, hatta Cem Uzan'ın darbe olmayacağı haberini alınca ''Allah kahretsin, darbe yapmaktan vazgeçmişler'' diyerek cep telefonunu denize fırlattığını öne sürdü.





Haber Tarihi (dd/mm/yyyy)
Anahtar Kelime






Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM
Tasarım Hacettepe Üniversitesi


Sitemiz en iyi Mozilla Firefox 3.0, IE 7.0 ve üzeri ile görüntülenebilir.