TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BASIN AÇIKLAMALARI

MHP'Lİ YENİÇERİ'NİN BASIN TOPLANTISI…


MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında Milletvekili seçilme yaşının 18'e düşürülmesi ve Diyarbakır Emniyet Müdürü'nün yaptığı açıklamalar ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Yeniçeri, seçilme yaşının düşürülmesi tartışmalarına tepki amacıyla 18 yaşında olan iki genç ile birlikte basın toplantısı düzenledi.

10 Ekim 2012 Çarşamba

MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, parlamentoda düzenlediği basın toplantısında Milletvekili seçilme yaşının 18'e düşürülmesi ve Diyarbakır Emniyet Müdürü'nün yaptığı açıklamalar ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Yeniçeri, seçilme yaşının düşürülmesi tartışmalarına tepki amacıyla 18 yaşında olan iki genç ile birlikte basın toplantısı düzenledi.


MHP Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Milletvekili yaşının 18'e düşürülmesinin yanlış olduğunu savunarak bu tasarının askerlik ve Üniversite eğitimini de önemsizleştirdiğini iddia etti.

MHP'li Yeniçeri, "On sekiz yaşını doldurur doldurmaz gençler henüz otomobil kullanma ehliyeti almadan, milletvekili seçilirlerse ülkeyi yönetme ehliyetini almış olacaklardır."dedi

MHP'li Yeniçeri, "Türkiye son zamanlarda yalnız hassasiyetlerini değil, önceliklerini de kaybetmiştir. Düşüne biliyor musunuz? Teröristlerle mücadele etmekle görevli olan Emniyet Müdürü şehit edilen meslektaşları ve Mehmetçiklerden hiç söz etmezken dağda ölen teröristler için adeta ağıt yakıyor. Bu durumda bu müdür, terörle ve teröristle nasıl mücadele edecektir?" dedi

MHP'li Yeniçeri, sözlerinde şunları kaydetti:

"66 aylık bebek öğrenciler okulda darısı 18 yaşındaki milletvekillerine başına! İktidar sözcüleri, seçilme yaşının 18'e düşürülmesiyle ilgili Anayasa değişikliği üzerinde çalışmaların sürdüğünü açıkladılar. Seçilmek için gereken askerlik şartının da kaldırılacağı yolunda haberler gelmektedir. Kişi askerliğini yapmadan seçilmişse, askerliğini görevi sona erince yapacağı, askerde iken seçilmişse askerliğini tamamlayacağı, bakaya ve kaçak konumda olanların ise seçilemeyeceği yolunda düzenleme getirilmesi öngörülüyormuş.

Teklifle, Anayasa'nın ''seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma''yı düzenleyen 67. maddesindeki ''18 yaşını dolduran her Türk vatandaşının seçilme hakkına sahip olduğu''nun yer alacağını, aynı maddede ''silahaltında bulunan er ve erbaşların da oy kullanabilecekleri" yönünde değişiklik yapılması düşünülüyormuş. Bu nedenle ''milletvekilliği seçilme yeterliliği''ni düzenleyen 76. maddede milletvekili seçilme yaşının 25'ten 18'e düşürüleceğini, aynı madde de' 'yükümlü oldukları askerlik hizmetini yapmamış olanların milletvekilli seçilemeyeceklerine'' ilişkin ifadenin maddeden çıkarılacağı söylüyor.

18 yaşını doldurmuş olan bir insan reşit ve mümeyyizdir, cezayı ehliyeti vardır, seçme hakkı bulunmaktadır o halde ona seçilme hakkı da verilsin demektedirler. İktidar odakları milletvekilliğinin bir bilgi, olgunluk, birikim ve deneyim meselesi olduğunun farkında değiller. Böylece AKP iktidarları için kullandıkları çıraklık, olgunluk ve ustalık süreçleri milletvekilliği için de devreye sokulmuş olacaktır.

AKP böylece bebek öğrenci, çırak milletvekili, acemi bakan ve stajyer hükümet kavramlarını Türk siyaset literatürüne sokmuş olacaktır. Neredeyse AKP yönetimindeki Türkiye'de çocuklar sünnet olur olmaz okula, ilkokulu bitirir bitirmez parlamentoya girecekler ancak ölürlerse emekli maaşına kavuşacaklardır. Atmış altı aylık bebek öğrenci bebekliğini, on sekiz yaşındaki genç çocukluğunu yaşayamamış olacaktır. Atmış altı aylık bebekler ev yerine okul, on sekiz yaşındaki gençler ise okul yerine Parlamentoya girebileceklerdir. Bu tasarı yanlış ötesi yanlıştır. Bu tasarı askerlik ve Üniversite eğitimini de önemsizleştiriyor. On sekiz yaşını doldurur/doldurmaz gençler henüz otomobil kullanma ehliyeti almadan, milletvekili seçilirlerse ülkeyi yönetme ehliyetini almış olacaklardır.

İktidarın bu tür bir teklifi; ülke yönetimini ne denli ciddiye aldığını, milletvekilliğine yüklediği anlamın ne olduğunu ve iktidarda kalmak için ne tür popülist bir tavır içine girebileceğini göstermektedir. AKP'ye göre milletvekilliği herkesin, her yaşın yapacağı sıradan bir uğraş alanı olarak gördüğü anlaşılıyor. AKP milletvekilliği, sıradan, rutin, nitelik istemeyen, birikim, deneyim ve özellik arz etmeyen bir iş sanıyor.

Bu yönü itibarıyla iktidar yetkilileri, giderek milletvekilliğini parmak kaldırıp-indirme makinesine dönüştüreceği anlaşılıyor. 18 yaşında milletvekili seçilmek toplumsal bir talep ve bilimsel bir ihtiyaç değildir. AKP'nin Başbakan Erdoğan'ın ihtiyaçlarına uygun biçimde Anayasayı, TBMM'yi ve ülkeyi dizayn etme politikasından vaz geçmesi kendi yararına olacaktır. Böyle bir düzenlemeyle yanlış ötesi yanlış bir süreç devreye girmiş olacaktır.

Mevlana hayatı "hamdım, piştim, yandım" diye özetler. Pişmeyen pişiremez, yanmayan yetiştiremez…

İnsanlığı terörist için ağlamaya bağlayan Emniyet Müdürü! Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven, "dağda ölen teröristler için ağlamayan insan değildir" demiş. Emniyet müdürü insanlığı teröristlerin katlettiği masum insanlar üzerinden değil de onları katleden teröristler üzerinden tanımlaması kabul edilir değildir. Emniyet müdürü bu söylemleriyle teröristi ve dağa çıkanları bir anlamda masumlaştırıyor. Ölene ağlanması anlaşılır ve insani bir şeydir, ancak öldürene ve öldürmek iradesiyle dağa çıkmış olan teröriste ağlanması masum bir şey değildir.

Terörist eline silah alarak dağa öldürmek, katletmek ve pusu kurmak amacıyla çıkmış kişidir. Terörist masum insanları ya öldürmüştür ya da öldürmeye fırsat bulamadan kendisi ölmüştür. Kitlesel katliam yapan ya da öldürürken ölen insanın yasını tutmak her şeyden önce emniyet müdürünün görevi değildir.

Bu yaklaşım tarzı "Terörizm" gibi can yakan bir konuda emniyet görevlileri arasında bile görüş birliği olmadığını göstermektedir. Düşünce, hissetme ve algılamada ki kamplaşma her alana sirayet etmiş, herkesin kafası karışmış durumdadır. Türkiye'de insanlar, Devlet ile terör örgütü; Mehmetçik ile terörist, hukuk ile hukuk dışılık, silahla siyaset arasında tercih yapamaz hale gelmişlerdir!

Türkiye son zamanlarda yalnız hassasiyetlerini değil, önceliklerini de kaybetmiştir. Düşüne biliyor musunuz? Teröristlerle mücadele etmekle görevli olan Emniyet Müdürü şehit edilen meslektaşları ve Mehmetçiklerden hiç söz etmezken dağda ölen teröristler için adeta ağıt yakıyor. Bu durumda bu müdür, terörle ve teröristle nasıl mücadele edecektir?

Kafası karışık, yaptığı işin ve mücadele ettiği kişilerin ne yaptıklarının farkında olmayan insanların terörle mücadelede başarılı olmaları mümkün değildir. Yangın ile itfaiye arasında tercih yapamayanlar!

Emniyet müdürü "yangın ile itfaiye arasında" tercih yapamıyor. Yangını söndürmeye çalışırken ölenlere bakıyor ama yangının alevinin manzarasından mahrum kaldığı için gözyaşı döküyor. Kalleşçe düzenlenen pusularla vahşice katledilen Mehmetçiklerin yasını tutulamadığının bir yerde dağa çıkan terörist üzerinden insanlık sınamaya kalkmak kelimenin tam anlamıyla haddini aşmaktır.

Diyarbakır'ın yeni emniyet müdürü, konuşmasının satır aralarında eksik kalmış şiirlerini tamamlamak için bölgeye geldiğini de ima ediyor. Türkiye'deki terörün romantizm değil zalim bir gerçeklik olduğunun farkında bile değil. Terörizm acımasız bir olgudur, önce öldürüp sonra ağlamaya gelmez! Terörizm romantizmi ve popülizmi ise hiç kaldırmaz!

Müdür, "önce vatan değil, önce insan" şeklinde ifade edilen neoliberal söylemleri de bu arada dile getirmeyi ihmal etmiyor. Bunu Edebali'nin "insanı yaşat ki devlet yaşasın" söylemiyle desteklemeye çalışıyor. Bu tarzıyla müdür, çaldığı parayla cami yapmaya kalkan insanın durumuna düşmüş oluyor. Mecelle'de 'kem aletle kemalât' olmaz diye bir kural vardır.

Her şeyden önce birbirine bağlı iki kutsal kavramı, insan ve vatanı ya da demokrasi ve güvenliği birbirine karşı öncelik izafe ederek kullanmak doğru değildir. Biz bu tür söylemlerin nereden türediğini de çok iyi biliyoruz. Önemli olan sınırlar değil insanlardır; önemli olan sizi kimlerin yönettiği değil nasıl yönettiğidir ve nihayet önemli olan vatan değil vatandaştır! Bunlar aynı kapıya çıkan söylemlerdir.

Birileri Ulusal Kurtuluş Savaşından Söz Ediyor!

Emniyet müdürü terör yüzünden boşaltılan köyleri terörün nedeni sayması da olguyu tersinden okuduğunu göstermektedir. Köylerin boşaltılması yanlıştır. Köylerin boşaltılması sosyolojik olarak terörü beslemiştir, bu doğrudur ama hiçbir zaman terörün nedeni köylerin boşaltılması değildir. Müdürün İstihbaratta iken okuduğunu söylediği teröre karışan çocukların yazdığı "ulusal kurtuluş savaşımıza katkıda bulunmak istiyorum" söylemlerinin ne anlama geldiğini de kavramadığı anlaşılıyor.

Müdür, "Evladım yaşın kaç? Diye soruyor. Sonra da kendisi cevap veriyor; "On iki, "babam işsiz, annemi dövüyor, sosyal çevre berbat, okula bütçe yetiştiremiyorum!" ardından da "Ben savaşacağım" diyor. Birileri çocuklara yaptığı mücadelenin ulusal kurtuluş mücadelesi olduğunu söylüyor ve buna onlara inandırıyorsa o çocukların ekonomik ve sosyolojik gerekçelerle ikna etmek mümkün olamayacağını müdür bilemiyor.

Çocukları katil olma süreci böyle başlıyor. Sürekli televizyonlarda ve siyaset arenasında Kürtçe konuşan yurttaşlara ayrı milletsiniz, ayrı diliniz var, ayrı kahramanlarınız var, farklı tarihinizvar. Eziliyorsunuz, asimile ediliyorsunuz, sürgün ediliyorsunuz, katliama uğruyorsunuz, kimliğiniz inkâr ediliyor, diyeceksiniz. Sonra da o çocukların terörist olmasına kızacaksanız!

Müdürün Sevr'den, Kürdistan Teali Cemiyeti'nden, onca isyandan ve nihayet KCK'dan vb. habersiz sorunun temelini boşaltılan köylere bağlamış olması da anlaşılır değildir. Teröristle mücadeledeki zafiyet buradadır.

Terörle mücadelede gösterilen zafiyet ise her zaman zayiat getirir!"

Alper Durmaz






Haber Tarihi (dd/mm/yyyy)
Anahtar Kelime






Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM
Tasarım Hacettepe Üniversitesi


Sitemiz en iyi Mozilla Firefox 3.0, IE 7.0 ve üzeri ile görüntülenebilir.