TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BASIN AÇIKLAMALARI

MHP TBMM GRUP TOPLANTISI...


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan şampiyonluk maçı sonrası yaşanan olaylara ilişkin, ''Saha içinde ve dışında yaşanan çirkin ve tehlikeli olaylar, asla Fenerbahçe Kulübü ile ilişkilendirilmemeli'' dedi.

15 Mayıs 2012 Salı 13:50

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Fenerbahçe ile Galatasaray arasında oynanan şampiyonluk maçı sonrası yaşanan olaylara ilişkin, ''Saha içinde ve dışında yaşanan çirkin ve tehlikeli olaylar, asla Fenerbahçe Kulübü ile ilişkilendirilmemeli'' dedi.

Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türk sporunun, bir süredir girdiği yoğun bakım şartlarından hala çıkamadığını, iyileşip ayağa kalkamadığını belirtti.

Türk sporunda, rekabetin isminin kavga; mücadelenin isminin kutuplaşma; hoşgörünün isminin ise taviz olarak anılmaya ve algılanmaya başlandığına işaret eden Bahçeli, 3 Temmuz 2011'den bu tarafa Türk futbolunun çok ciddi iddiaların merkezinde olduğunun tartışma götürmediğini dile getirdi.

Bahçeli, sporcuların, kulüp yöneticilerinin ve hatta asırlık kulüplerin suçlandığı, adli takibatlara konu olan vahim sürecin yaklaşık bir yıldır devam ettiğini anımsatarak, ''Asıl üzüntü verici konu ise sporun böylesi bir açmaza sürüklenmesinin yanı sıra, milyonlarca insanımızın gönül ve destek verdiği spor kulüplerinin tartışmaların merkezine yerleşmiş olmasıdır'' dedi.

Yaşanan bunalım ve buhran halinin, mazisi çok eskiye dayanan kulüpleri töhmet altında bıraktığını ve taraftarları da endişeye sevk ettiğini kaydeden Bahçeli, şöyle konuştu:

''Her zaman söylediğim gibi, elbette şikeyi kim yaptıysa, teşvik primini kim verdiyse gereken her düzeyde yapılmalıdır ve bu süreç hala da devam etmektedir. Dileğim yürüyen yargısal sürecin bir an önce sonuçlandırılarak, Türk futbolunun üzerindeki sis bulutunun dağıtılmasıdır. Bununla birlikte asırlık futbol kulüplerimizin suçlanmasına, haksız ve mesnetsiz ithamların hedefine koyulmasına da mutlak anlamda karşı çıkmak ve itiraz etmek esas olmalıdır.''

Bahçeli, Türk futbolundaki olumsuzluklar zincirinin, hem sahalara hem de saha dışındaki taraftar davranışlarına sirayet ettiğini belirterek, futbolda biriken sorunların yönetimindeki basiretsizliklerin, üste üste çakışan meselelerin üstesinden gelinmesindeki yetersizlikler ve zamanlamadaki zafiyetlerin sosyal ve toplumsal gerilimi de hayli artırdığına dikkati çekti.

Bahçeli, futbolda yaşanan alaboraların siyasi, sosyal ve ekonomik çalkantıdan, istikrarsızlık sarmalından bağımsız ve bağlantısız olduğunun söylenemeyeceğini ifade ederek, şöyle devam etti:

''Statlardan yükselen siyasi içerikli sloganlar, belirli kişi ya da gurupları hedef alan lehte ya da aleyhte tezahüratlar, tahammülsüzlüklerin tek bir ağızdan seslendirilmesi hep bunun bir işaretidir. En son olarak, iki güzide kulübümüz arasında hafta sonunda yapılan ve Türkiye Spor Toto Süper Lig şampiyonunu tayin eden müsabaka sonrasındaki vahim ve ibretlik hadiseler bize bunu yeniden göstermiştir.''

Spor Toto Süper Ligi'nin 2011-2012 sezonu şampiyonunun Galatasaray olduğunu belirten Bahçeli, kulüp yönetimini, oyuncularını, teknik heyetini ve gönül veren milyonları başarılarından dolayı kutladı.

Bahçeli, tüm zorluklara rağmen şampiyonluğu kıl payı kaçıran Fenerbahçe Kulübü'nü de gösterdiği kararlılıktan ve mücadele ruhundan dolayı içtenlikle tebrik ederek, şampiyonluk maçından sonra yaşanan olayların herkesçe çok dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Saha içinde ve dışında yaşanan çirkin ve tehlikeli olayların, asla Fenerbahçe Kulübü ile ilişkilendirmemesi gerektiğini vurgulayan Bahçeli, şunları söyledi:

''Bir avuç kendini bilmezin polise taşlı sopalı saldırması, sporu terörize etmeye kalkışması, kamu araç ve mallarına ahlaksızca zarar vermesi kesinlikle sarı lacivert ruha, vicdana ve edebe aykırı ve uzaktır.

Bu itibarla Türk sporunu kanser gibi saran husumet kuşatmasından kurtarmak, taraftarlıktan fanatizme kaymaya başlayan eğilim ve yönelimleri acilen tedavi etmek gerekmektedir. Allah korusun, böyle giderse stadyumlardan çakılacak bir kıvılcımın telafisi çok zor olacak ortamlara ve olaylara neden olabileceğini görmek ve bilmek lazımdır.''

Bahçeli, gerek AK Parti hükümetinin gerekse Türkiye Futbol Federasyonu'nun konunun üstüne dikkatle eğilmesi ve çözüm araması gerektiğini anlattı.

''Başbakan'ın tribün mantığından ve yaklaşımında çıkarak, futboldaki faullü gelişmeleri ele alması ve kanayan yaraya merhem olması aciliyet arz etmektedir'' diyen Bahçeli, ''Çağrım; sporun bileyici değil birleştirici, dağıtıcı değil dayanışmacı, bölücü değil bütünleştirici, kışkırtıcı değil kucaklayıcı vasfının herkes tarafından sahiplenilmesi, savunulması ve benimsenmesidir. Her neviden spor karşılaşmaları menfaat odaklarının güdümünden, siyasi telkinlerin hedefinden, şiddet yanlılarının hışmından çıkarılarak hepimiz için neşe, sevinç ve geliştirici rekabete dönüştürülmelidir'' ifadelerini kullandı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ''İktidar zihniyetinin; 19 Mayıs'ın ruhuna, mesajına ve taşıdığı derin anlam hazinesine gösterdiği pervasızlık gerçek anlamda hastalıklı siyasi yapısından ve çarpık idrakinden kaynaklanmıştır'' dedi.

Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, bu hafta sonunda 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nın kutlanacağını belirterek, bu kutlamanın ''AK Parti tarafından milli bayramların önemine ve manasına leke sürülmeye çalışıldığı bir döneme denk düşmesinin son derece dikkat çekici olduğunu'' ifade etti.

AK Parti hükümetinin, ''19 Mayıs'a savaş boyaları sürerek saldırması'' sonucunda, bu kutlu bayramın üçe bölündüğünü ve gerçek zemininden koparıldığını iddia eden Bahçeli, şöyle konuştu:

''Ne büyük bir talihsizlik ve ne kadar mesafe almış bir garezdir ki yapılacak törenler Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor olarak üçe ayrılmış ve dağıtılmıştır. İntikamla yatıp, kinle kalkan iktidar zihniyetinin; 19 Mayıs'ın ruhuna, mesajına ve taşıdığı derin anlam hazinesine gösterdiği pervasızlık gerçek anlamda hastalıklı siyasi yapısından ve çarpık idrakinden kaynaklanmıştır.

AKP'nin milli kimliğe, milli gün ya da bayramlara yönelik iffetsiz ve edepsiz hücumu aslına bakılırsa Türk milletinin varlığına ve birliğine çevrilmiş bölücü namludan başka bir şey değildir.''

Bahçeli, 19 Mayıs 1919 tarihinin, mütecaviz niyetlere, zillete ve dayatmalara ''dur'' diyecek Türk milletinin direnci, kazanılacak milli mücadelenin başlangıcı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Samsun'dan yükselen müjdesi, zedelenen ve aşağılanan milli onurun dirilişi olduğunu anlattı.

Devlet Bahçeli, Bu kazanımların farkında olmayan aymazların, doğal olarak 19 Mayıs 1919'da çizilen bağımsızlık ve kurtuluş haritasını doğru okumasının mümkün olmadığına işaret etti.

Dün kadar bugün de lazım olan 19 Mayıs 1919 şuurunun gençliğe kazandırılmasının, milli varlık açısından hayati derecede önemli olduğuna anlatan Bahçeli, ''Kindar olmak yerine; kudretli, kuvvetli ve kul hakkını gözeten bir şahsiyet kalitesiyle pişmiş gençlik hepimizin ümidi ve tek dileğidir'' diye konuştu.


Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''yanlışa doğru maskesini giydiren, karayı ak diye yutturan kurnazlığı ve kuralsızlığının bugüne kadar ne hazindir ki sonuç aldığını ve foyasını gizlediğini'' belirterek, şöyle devam etti:

''28 Şubat'la ilgili hukuki süreçleri önce teşvik edip, sonra da toplumun boğulduğunu dile getiren Başbakan Erdoğan'dır. PKK elebaşlarının muhatap ülkelerden iadesini isteyen ama bu ülkelerin kırmızı bültenle aradığı kişilere kol kanat gererek açığa ve çelişkiye düşen Başbakan Erdoğan'dır.

Suriye'nin içişlerine karışan, Şam yönetimini tam olarak karşısına alan, ama muhalif unsurların facia boyutundaki saldırılarını görmezden gelerek insanlık vicdanında sınıfta kalan Başbakan Erdoğan'dır.

Sütünde ve hamurunda sorun olanlara devletin imkanlarını peşkeş çeken, süt dağıtımındaki aksaklıkları siyasi kaygılarla kapatarak göle yoğurt çalmaya çalışan da takdir edeceğiniz üzere Başbakan Erdoğan'dır.''

Başbakan'ın haddinden fazla şımardığını ve kendisini dev aynasında görmeye başladığına öne süren Bahçeli, Türkiye'de, adı konulmamış bir otoriter sistemin yaşadığını söyledi.

''Sanki Türkiye Cumhuriyeti Recep Tayyip Erdoğan'ın deney tüpüdür ve aklına ne eserse, keyfi neyi öngörürse ve zat-ı şahaneleri neyde karar kılarsa yerine getirilmekte veya bu yönde girişimlerde bulunulmaktadır'' diyen Bahçeli, ''AK Parti'nin demokrasiyi yağma eden ve budayan zihniyetinin, millet iradesini çarpıtan sinsiliğinin bugün üstesinden gelinmesi gereken en ciddi tehditlerden birisi haline geldiğini'' iddia etti.

Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın Slovenya ve İtalya seyahatleri esnasında başkanlık sisteminin ülke gündemine tekraren görevli ve uzaktan komutlu beyanatçılar tarafından getirildiğini anlattı.

Başbakan'ın her yurtdışı seyahati ve uluslararası temasının ülke gündemini sarsan tartışmalara da kapı araladığını savunan Bahçeli, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Bu yüzden milletimizin huzur ve sükuneti açısından bu zihniyetin ayaklarını biraz yerde tutması ve uçaklardan uzak durması son derece yerinde ve hayırlı olacaktır.

Başbakan'ın başkanlık hayalleri, başkan Erdoğan olma emelleri, tek adamlık hevesleri yeni ve sürpriz bir gelişme değildir. Bunun evveliyatının, fikri hazırlık evrelerinin ve yavaş yavaş kamuoyu oluşturma uyanıklığının olduğu öteden beri net ve bellidir. Özellikle Başbakan Erdoğan Ortadoğu ülkelerine gide gele ve küresel siyaset labirentlerinde özenle imal edilen sultanlarla, emirlerle, şahlarla ve krallarla düşüp kalktıkça kendisi de bunlara özenmiştir.

Bunun için önce; plan ve projelerini savunup icazet aldığı ABD'yi örnek almayı tercih etmiş ve telaşla bu ülkeye yaranmaya çalışmıştır.''

Devlet Bahçeli, uzlaşma kanallarının kapalı ve ağır aksak işlediği, tahammül ve diyalog kültürünün gittikçe irtifa kaybettiği bir ortamda başkanlık sisteminin açılacağı tek kapının diktatörlük ve otoriteryen eğilimlerin güçlenmesi olacağını dile getirerek, ''Geçen haftaki çağrımızdan bir müddet sonra konuşan ve zannederim bu tehlikenin kısmen de olsa farkına varan Sayın Cumhurbaşkanı; 'Bu konu enine boyuna tartışılmalı ve derin analizler yapılmalıdır' diyerek bize göre çekincelerini ve uyarılarını usulü dairesinde gerçekleştirmiştir'' diye konuştu.

Bahçeli, evdeki hesabın Allah'ın izniyle millet iradesine uymayacağını'' anlatarak, ''Fren ve denge mekanizmaları yetersiz çalışsa da parlamenter sistemi reforma tabi tutmak, güçlendirmek ve etkinleştirmek hepimizin elindedir. Nihayetinde başkanlık sistemi maceralarla ve belirsizliklerle dolu olup, Başbakan'ın baskıcı yönetimini kuvvetlendirmeye temel teşkil edecek bir özelliği bulunmaktadır'' dedi.

Şahsına ait başkanlık sistemiyle ilgili görüşlerin, Başbakan'a sorulması üzerine Erdoğan'ın Dokuz Işık kitabının ''Tek Başkan-Tek Meclis Sistemi'' bölümünü ''istihza yüklü yüz hatlarıyla'' okuduğunu anlatan Bahçeli, şöyle konuştu:

''Kabul etmek lazımdır ki Başbakan Erdoğan için bu ciddi bir gelişmedir. Arınması, paklanması ve fikren temizlenmesi bakımından arayıp da bulamayacağı bir fırsattır. Yakında Sayın Başkan'ın eski ülkücü olduğunu duyarsak ve bununla ilgili aslı astarı olmayan iddialar kamuoyuna düşerse bizim açımızdan hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

Ne var ki Orhun Anıtları'nın yolunu yaptırmak, örsde demir dövmek ve bayrak taşımak şahsını nasıl milliyetçi yapmayacaksa, Dokuz Işık'tan işine gelen pasajları okuması da kendisine bir fayda sağlamayacaktır. Çünkü Başbakan Erdoğan ve zihniyeti zehir ise, bunların panzehiri biliniz ki Dokuz Işık ve taşıdığı yüksek ruhtur.Merhum Başbuğumuz Türkeş Bey'in, dönemsel olarak gerekli bulduğu, Türk devlet geleneğine uygun olarak; milli, üniter ve güçlü bir yapı içinde başkanlık sistemiyle ilgili görüşlerinin mevcudiyeti aşikardır.''

Her devrin kendisine ait özellikleri ve beraberinde getirdiği sosyal ve siyasal şartları olduğunu belirten Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın, kendisini haklı çıkarabilmek pahasına ve düşüncelerini kabullendirmek adına Dokuz Işık'ın içinde bir bölümü cımbızlamasının bu itibarla abesle iştigal olduğunu söyledi.

Bahçeli, ''sürekli çark eden, dün söylediğinden bugün dilim sürçtü diyerek dönen, tek vatan derken iki defa ve ısrarla tek din diyerek iyice şuurunun kapandığını gösteren bu anlayışın, Dokuz Işık'ın özüne ve bütününe nüfus etmesi, bize göre mümkün değil'' dedi.

''Bir zamanlar aramızda olup, şimdi ise AKP'de yer tutmuş bazı simalar anlaşıldığı kadarıyla faaliyet halindedir ve üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmekte de son derece gayretli ve iştahlıdırlar'' diyen Bahçeli, şunları kaydetti:

''Bu zevatla birlikte Başbakan Erdoğan şu gerçeği hiçbir zaman aklından çıkarmamalıdır. Tarihin hiçbir döneminde kopya ve suret; aslının ve gerçeğinin yerini tutamamış, yerine geçememiştir.

Şu tesadüfe bakın ki geçmişini inkar eden, gömlek çıkarmak şöyle dursun, fikrini bile beyninden kovan ne kadar inkarcı, ideolojik itirafçı varsa bir araya gelmiş ve hep birlikte milletimize, partimize ve kutlu tarihine cephe açmıştır. Bu yüzden başkanlık sistemi hakkındaki tartışmaların göbeğine merhum Başbuğumuzun ve fikirlerinin getirilmesi katiyen tesadüf görülmemelidir.''

Bahçeli, Başbakan'ın başkanlık sistemiyle ilgili düşüncelerini meşrulaştırmak amacıyla Dokuz Işık'a müracaat etmesinin ''istismarcı bakışın son oyunu ve tertibinden başka bir anlama gelmediğini'' söyledi.
(13.49)
Haber Tarihi (dd/mm/yyyy)
Anahtar Kelime






Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM
Tasarım Hacettepe Üniversitesi


Sitemiz en iyi Mozilla Firefox 3.0, IE 7.0 ve üzeri ile görüntülenebilir.