TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BASIN AÇIKLAMALARI

CHP GENEL BAŞKANI BAYKAL: ''EMEKLİYE HAKKINI VERMEYEN İKTİDAR, BAZI KİŞİ VE KURUMLARIN TRİLYONLARCA LİRA BORCUNU SİLMEKTEDİR''


Partisinin Grup Toplantısında konuşan Baykal, "Maliye Bakanlığı Merkezi Uzlaşma Kurulu'nun sildiği vergi borçlarını bilmek kamunun hakkı değil midir? Böyle keyfi bir uygulama hangi dönemde görüldü?" diye sordu.

19 Ekim 2004 Salı

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, son dönemlerde ağır geçim sıkıntısı yaşayan toplum kesimlerinin başında emeklilerin geldiğini belirterek, ''Emekliye hakkını vermeyen, şoför esnafından haksız para almaya çalışan bu iktidar, bir yandan da bazı kişi ve kurumların trilyonlarca borcunu silmektedir. Kamuoyu bunu takdir edecektir'' dedi.

Baykal, partisinin TBMM grup toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, emeklilerin, yaşanan ağır ekonomik tablonun en mağdur kesimi olduğunu ve bu kesimin sorunlarını dile getirecek örgütleri olmaması nedeniyle bir kenara itildiklerini söyledi.

Emeklilerin devletten alacakları ortalama 300 milyon lira için yargıya başvurduklarını, ancak gelinen noktanın tam bir hukuk kargaşası olduğunu ifade eden Baykal,''Devlet bu kargaşayı bahane etmeden ve konuyu örtbas etmeden bu alacakları ödemelidir'' dedi.

Deniz Baykal, son dönemlerde büyük mağduriyet yaşayan kesimlerden birisinin de şoför esnafı olduğunu ve yeni çıkarılan Karayolları Taşıtma Yönetmeliği ile bu kesime büyük darbe vurulduğunu söyledi.

Hazine'nin esnaftan para toplamak için her yola başvurduğunu ve son olarak da karınlarını doyurmak ve ailelerini geçindirmek için ölüm kalım savaşı veren kamyon şoförlerinden 1 ila 1,5 milyar lira arasında para talep edildiğini bildiren Baykal, ''Bu büyük bir haksızlıktır ve
insafa sığan bir tarafı yoktur'' diye konuştu.

Türkiye'de vergi cezalarının ödenmesi ile devletle borçlu kişi ya da kurum arasında uzlaşma yapılabildiğini ve bunun Merkezi Uzlaşma Kurulu aracılığı ile gerçekleştirildiğini belirten Baykal, şunları söyledi:

''Bu uygulama belirli sınırlar ve ilkeler çerçevesinde bu güne kadar gerçekleştirildi. Merkezi Uzlaşma Kurulu, 29 Nisan 2004'de bir firmanın 231 milyar lira vergisi sıfırlıyor ve 322 milyar liralık cezasını kaldırıyor. 18 Nisan 2004'te bir kişinin 184 milyar liralık vergisini 10 milyara indiriyor 368 milyar liralık cezasını kaldırıyor ve 875 milyarlık cezasını da siliyor. 4 Kasım 2003 tarihinde bir firmanın 1 trilyon 725 milyar liralık vergisini sıfırlıyor, 3 trilyon 35 milyarlık cezasını da kaldırıyor.

Bu kurul, karar aldığı firmaları ilan etmeden gizlilik içinde bu çalışmalarını yürütüyor. Bu firmalar hakkında alınan kararları ve affedilen paraları öğrenmek kamunun hakkı değil mi? Böyle bir keyfi uygulama hangi bakanlık döneminde görüldü? Bu şirketlerin AKP ile ilgisi var mıdır? Bu kurulun karşısına gelmeyen firmalara haksızlık yapılmıyor mu?

Emekliye hakkını vermeyen, şoför esnafından haksız para almaya çalışan bu iktidar bazı şirket ve kişilerin trilyonlarca borcunu silmektedir. Bu yaklaşımların ikisinin de birlikte düşünülmesini rica ediyorum. Kamuoyu bunu takdir edecektir.''

DOKUNULMAZLIK

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Hükümet'in milletvekili dokunulmazlığının kalkmasından korktuğunu savunarak, ''Başbakan'ın, bakanların, milletvekillerinin normal bir vatandaş gibi yargı karşısında hesap verebilir hale gelmesi, bu iktidarın en büyük kabusudur'' dedi.

Baykal, Anayasa değişikliği yapmak için Uzlaşma Komisyonu'nun oluşturulması önerisine
ilişkin görüşlerini açıkladı. TBMM İçtüzüğü'nde böyle bir yapılanmanın yer almadığını, çok partili hükümetler ve TBMM'de birkaç partinin temsil ettiği muhalefet döneminde önemli değişiklikleri gerçekleştirmek için bu mekanizmanın çalıştırıldığını kaydeden Baykal, ''Şimdi tek başına Anayasa değişikliği yapabilecek çoğunluğa sahip bir iktidar, karşısında da sorumlu, yapıcı bir muhalefet var. Getirsinler önerilerini, biz katkı vermeye hazırız'' dedi. Baykal, bu dönemde gerçekleştirilen Anayasa değişikliklerinin hiçbiri için Uzlaşma Komisyonu'nun çalıştırılmadığını belirtti.

CHP'nin milletvekili dokunulmazlığı ile ilgili önerisinin ise ortada durduğunu ifade eden Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Şimdi bu konuda birlikte davranma imkanı var mı yok mu bunu görelim... 'Önce Uzlaşma komisyonu kuralım' demek, bizim teklifimizin cevabı değildir. Biz milletvekili dokunulmazlığı ile ilgili değişiklikleri destekleyip desteklemeyecekleri kararlarını, siyasi
iradelerini görmek istiyoruz.

Hükümet, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasından korkuyor. Başbakan'ın, bakanların, milletvekillerinin normal bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi yargının karşısında hesap verebilir hale gelmesi, bu iktidarın en büyük kabusudur.''

CHP'nin teklifinin siyasileri, yargı karşısında normal bir vatandaş duruma getirmediğini belirten Baykal, yargılanabilmenin yolunun açılmasını istediklerini söyledi. Baykal, milletvekili dokunulmazlığının yargıyı engellemesinin ortadan kaldırılmasını istediklerini, sonuçta hükmedilebilecek cezaların dönem sonuna ertelenebileceğini ifade etti.

YARGI ALANININ DÜZENLENMESİ
Konuşmasında yargı ile ilgili tartışmalara da değinen Baykal, Hükümet çevrelerinden yargı alanında yeni bir düzenlemenin kapısının açılacağı duyumları geldiğini söyledi. Yargıç güvencesinin önemine dikkati çeken Baykal, ''Yargıç güvencesini 3-4 kişi suç işledi diye
tümüyle kaldırmak yanlıştır'' dedi.

Baykal, yargı alanındaki sorunların kökünde ''Hükümet'in istediği gibi yönlendirebildiği, şekillendirebildiğini bir Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun varlığının yattığını'' söyledi. Yargı alanındaki düzenlemelere başlandığında ilk iş olarak bu kurulun ele alınması gerektiğini ifade eden Baykal, ''Bunu, bağımsız çalışabilecek bir kurum haline dönüştürme, işin çok önemli bir boyutudur'' diye konuştu.

Baykal, yargı çevrelerinin sürekli, her ortamda bu konuyu gündeme getirdiğini bildirerek, ''Niçin bu düzenlemeleri yapmakta bu kadar çekingen, ürkek, tutuk davranıyoruz?'' diye sordu.

CEMİL ÇİÇEK'İN SÖZLERİ

Baykal, Adalet Bakanı Cemil Çiçek'in ''Tutuklama yetkim olsa, hortumcuların ciğerini sökerim'' diye yakındığını belirterek, şunları söyledi:

''Bu sözleri Sayın Bakana yakıştıramadım. Sayın Adalet Bakanı'nın yetkisi olmadığı için devlet hortumculardan alacağını tahsil edemiyormuş... Adalet Bakanı'nın tutuklama yetkisi yok ama bu yetkisi olan yargı mensupları var. Sayın Bakan ne demek istiyor? 'Bu yetkiyi
onlar kullanamıyor, bende olsa kullanırım' mı demek istiyor?

Yani yargıçları suçlamak, görevlerini yapamadıkları anlamında mı bunu söylüyor? Çıkarılması gereken yasalar varsa getirsinler hep birlikte çıkaralım. ABD'de devlet 1 centlik bir alacağını kimsenin üzerinde bırakmaz ama Türkiye, 37 milyar dolarlık alacağını tahsil edemeyeceğini en yetkili ağızdan dinlemek durumunda kalıyor. Biz Sayın Adalet Bakanı'ndan kimsenin ciğerini istemiyoruz, sadece cüzdanını istiyoruz. Cüzdanı alsın yeter. Hükümetin bu paraların tahsil edilememesinden ötürü hiç mi sorumluluğu yok? Bu yetki meselesi değil,siyasi irade, kararlılık meselesidir.''

-BÜTÇE ELEŞTİRİSİ-

Deniz Baykal, TBMM'ye sunulan 2005 yılı bütçe tasarısına ilişkin eleştirilerde de bulundu. Bu bütçenin de bundan önceki bütçelerden farklı olmadığını söyleyen Baykal, borçlanmayı daha artırmaya yönelik bir bütçeyle karşı karşıya olunduğunu belirtti.

Baykal, dış ticaret açığının mevcut bütçeyle daha da artacağının anlaşıldığını ifade ederek, ''Bu bütçe, cari açık gibi bir sorunu yokmuş gibi görmezden gelmeye çalışıyor. Bu bütçe, ekonomi politikasında bir değişiklik yapılmayacağı mesajını veren bir
bütçedir'' dedi.

-BAŞBAKANLIK'A OTOBÜS-

Konuşmasında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bir süre önce katıldığı bir törene dikkati çeken Baykal, ''Başbakanın görevi, Türkiye'deki yabancı sermaye şirketlerinin düzenlediği törenlerde sunulan otobüse bakıp da 'ya bu maketmiş, ben aslını sunarsınız zannettim' diye ağlaşmak, yakınmak, acı bir kelime kullanmak istemiyorum, otobüs talebinde bulunmak değildir. Hiçbir Türk vatandaşının, Başbakanının bir şirketten kendisine verilen maketi 'ya
bu maket, bunun aslını verin' diye bir talepte bulunmasından onur duyduğunu düşünemiyorum'' dedi.

-SAĞLIKTA KADROLAŞMA İDDİASI-

Baykal, eğitim alındaki kadrolaşmadan sonra şimdi de sağlıkta bir kadrolaşma çabalarıyla karşı karşıya bulunulduğunu savunarak, başasistan sınavlarının hastaneler tarafından değil bundan böyle Sağlık Bakanlığı'nın belirleyeceği bir komisyon tarafından yapılacağına dikkati çekti.

Baykal, grup toplantısında 6 Ekim'de açıklanan AB Komisyonu İlerleme Raporu'na ilişkin eleştirilerini yineledi.

Türkiye'ye karşı diğer aday ülkelere uygulanmayan bir yaklaşım sergilendiğini anlatan Baykal, raporun, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkan ya da Türkiye'ye özel statü verilmesini öngören çevrelerin etkisi altında hazırlandığını savundu.

Türkiye'ye 17 Aralık'ta müzakere tarihi verilmesinin AB ile üyelik müzakerelerinin başlaması anlamına gelmeyeceğini belirten Baykal, özetle şunları söyledi:

''Hükümet, 17 Aralık'taki AB Zirvesi'nde müzakerelerin erken bir tarihte ve koşulsuz başlaması kararı alınması için her türlü çabayı göstermelidir. Sonucunda Türkiye'yi tam üyeliğe götürüp götürmeyeceği bilinmeyen bir sürece girilmesi çok ciddi sakıncalar taşır. CHP'nin Hükümete vereceği destek ancak tam üyelik hedefine yönelik olacaktır. Tam üyelik hedefini öngörmeyen bir müzakere süreci, CHP olarak bizi tatmin etmez.''

Hükümetin AB üyeliği sürecinde 2 temel hata yaptığını savunan Baykal, ''Birinci hata zina tartışması, ikinci hata da Başbakan Erdoğan'ın rapor açıklandığında 'dengeli, olumlu bir rapor' değerlendirmesini yapmasıdır. Bu, Türkiye'nin müzakere pozisyonunu ciddi şekilde zaafa uğratmıştır'' dedi.

Avrupa'da sosyal demokratların Türkiye'nin AB üyeliğine destek verdiğini belirten Baykal, ''Artık görev AKP'de, Hıristiyan demokratları da onlar ikna edecek'' diye konuştu.

Baykal, hükümet yetkililerinin ''Dinler arasındaki çatışmayı bertaraf etmek için Türkiye'nin AB'ye alınması gerektiği'' tezini sık sık gündeme getirdiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:

''Bu mantığın elbette bir önemi vardır ama bunu Türkiye'nin temel tezi haline getirmek, çok doğru değildir. Hatta zaman zaman iticidir. Durup durup, 'dünyada şiddetten, terörden kurtulmak istiyorsanız AB'yebizi alın' dersen, kontrolün dışındaki güçlerin adına onların sözcüsü gibi davranıyormuş konumuna girerek, aramızdaki ilişkiyi yakınlığa değil, tam tersi karşıtlığa doğru götürüyor olabiliriz'' diye konuştu.

KERKÜK SORUNU
Baykal, Türkiye'de bir süreden beri Kerkük konusunun konuşulduğunu ifade ederek, ''Kerkük konusunda sadece Barzani konuşuyor. Önce 'gerekirse Kerkük için savaşırız' dedi. Türkiye'den çıt çıkmadı'' dedi.

Türkiye'ye gelirken, ''azarlanmak için gelmediğini'' belirten Barzani'nin, gittikten sonra Türk Dışişleri Bakanlığı ile Kerkük konusunda anlaştıkları açıklamasını yaptığına dikkati çeken Baykal, şöyle devam etti:

''Barzani ile bu konuda anlaşılmış mıdır, bu anlaşmanın esasları nelerdir? Bunların bilinmesi gerekir. Kerkük konusunda Hükümetin daha net, daha açık bir tavır takınması gerektiğini düşünüyorum. Elbette bu bölgede insanların kardeşçe ve uyum içinde, barış içinde yaşamalarını istiyoruz. Türkiye olarak buna katkı yapmak temel anlayışımız, temel duyarlılığımızdır. Ama olup bitmekte olan emrivakilere karşı Türkiye'nin sadece seyirci konumunda bulunuyor olmasını da kabul edemeyiz. Hükümeti bu konuda kamuoyuna bilgi vermeye, Barzani ile söylenildiği gibi bir anlaşmanın gerçekleşip gerçekleşmediğini açıklamaya çağırıyoruz. Barzani ile Tayyip Erdoğan hükümeti arasında bir anlaşma var mıdır yok mudur. Bu, bir an önce açıklanmalıdır.''






Haber Tarihi (dd/mm/yyyy)
Anahtar Kelime






Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM
Tasarım Hacettepe Üniversitesi


Sitemiz en iyi Mozilla Firefox 3.0, IE 7.0 ve üzeri ile görüntülenebilir.