TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BASIN AÇIKLAMALARI

AK PARTİ TBMM GRUP TOPLANTISI...


AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti grubu olarak Gazi Mustafa Kemal'i saygıyla andıklarını belirtti. Başbakan Erdoğan, milliyetçiliğin ırkçılık olmadığını belirterek, ''Kuru milliyetçiliğe, slogan milliyetçiliğine hiçbir zaman teslim olmadık'' dedi.

09 Kasım 2010 Salı

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, milliyetçiliğin ırkçılık olmadığını belirterek, ''Kuru milliyetçiliğe,
slogan milliyetçiliğine hiçbir zaman teslim olmadık'' dedi.

Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, AK Parti grubu
olarak Gazi Mustafa Kemal'i saygıyla andıklarını belirtti.

Elazığ'da hafta sonu gerçekleştirdiği açılışlar ve Kosova'ya yaptığı
resmi ziyaret hakkında bilgi veren Erdoğan, Kosova'daki temaslarının ayrı bir
anlamının bulunduğunu vurguladı. Erdoğan, Kosova ziyaretinin sembolik anlamı
üzerinden dış politika vizyonları konusunda değerlendirmelerde bulunmak
istediğini söyledi.

Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Milliyetçilik kafatasçılık değildir. Milliyetçilik slogan atmak,
çeşitli sembollerle tezahüratta bulunmak, hoşgörüsüzlüğü bir ideoloji olarak
dayatmak hiç değildir. Milliyetçilik belli idealler, belli değerler etrafında
buluşmak, bir gelecek vizyonu etrafında kenetlenmek, insanlığın tamamının huzur
ve barışı adına tek yürek haline gelmektir. Ortak tarih ve kültür bilinci
insanları bir arada tutar, bir millet olarak geleceğe taşır. Milliyetçilik bu
ruhu oluşturabildiği, bu duygu iklimini güçlendirebildiği oranda kıymetlidir.
Milliyetçilik kendi milletine, kendi vatanına, ülkesine, onlarla birlikte tüm
insanlığa, mazlumlara, mağdurlara ulaşmak, onlara el uzatma, onlara kucak
açabilmektir. Milliyetçilik asla ve asla ırkçılık değildir. Zira milleti teşkil
eden ana unsurlar, kan bağı, genetik kodlar değil, tarihtir, kültürdür, ortak
idealler, ortak değerlerdir. Aynı toprak parçası için, aynı bayrak için, aynı
idealler ve değerler için şehit düşmüş ve aynı mezarlıkta yan yana yatan iki
şehidi etnik kökeniyle, diliyle, kökeniyle, mezhebiyle birbirinden ayırmak
şehitlere de, bu millete de, bu ülkeye de yapılacak en büyük haksızlık, en büyük
saygısızlıktır.

Bizler Türkiye Cumhuriyeti üst kimliği altında toplanmış, aynı bayrağın,
aynı İstiklal Marşı'nın, aynı ideallerin ve değerlerin etrafında kenetlenmiş bir
milletiz. Biz milliyetçiliğe hep böyle baktık. Bu şekilde bakmaya da devam
edeceğiz.''

Milliyetçiliği, aynı zamanda millete hizmet etme, millet için eser
üretme, millete efendilik değil hizmetkarlık olarak gördüklerini belirten
Erdoğan, ''Aynı çizgide yürümeyi sürdüreceğiz'' dedi.

Erdoğan, milliyetçiliğin ortak mirası korumayı ve yaşatmayı
gerektirdiğini vurgulayarak, şunları söyledi:

''Dikkat ediniz, birileri milliyetçilik kavramını ve milli hassasiyetleri
istismar etmeyi siyasetlerinin odak noktasına yerleştirirken biz hiçbir zaman
buna tevessül etmedik. Kuru milliyetçiliğe, slogan milliyetçiliğine hiçbir zaman
teslim olmadık. Bizim nezdimizde milliyetçilik, milletimizin ortak tarihine ve
ortak kültürel değerlerine sahip çıkmaktır. Bizim için milliyetçilik, millete
hizmet etmektir ve 8 yıl boyunca bunu yaptık. Ülkenin her köşesinde 73 milyonun
hizmetkarı olmayı milletçilik olarak kabul ettik. 8 yılda Türkiye içinde
yaptıklarımızı, 73 milyon için ürettiklerimizi kenarda tutuyorum. Dünyada
yaptıklarımız, vatandaşlarımız, soydaşlarımız, akraba topluluklar, mazlumlar,
mağdurlar için yaptıklarımız bizim nasıl bir millet ve milliyetçilik
anlayışımızın olduğunu kıyas kabul etmeyecek derecede ortaya koymuştur.

İstiklal Marşımızın Şairi Mehmet Akif Arnavuttur. Kosova'nın İpekli
ilçesindendir. Hiçbir zaman Mehmet Akif Ersoy'da ırkçılık göremezsiniz ama
İstiklal Marşımızın şairi. Nasıl izah edeceksiniz onu? Bu ülkede milli değerlere
sahip olan herkes gururla, şanla, şerefle İstiklal Marşı'nı okuyor mu? Okuyor.
Güftesi kime ait? Mehmet Akif'e ait. Mehmet Akif kim? Bir Arnavut. Ama hiçbir
zaman Arnavutluğunu öne çıkarmadı. İşte burayı iyi kavramak, iyi anlamak
gerekiyor.''

Namık Kemal'in ''Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten'' sözünü
anımsatan Erdoğan, ''İşte onun için bu millet tarih boyunca olduğu gibi dün ve
bugün de mazlumların yanında yer almaktan hiçbir zaman tereddüt etmedi'' diye
konuştu.

Başbakan Erdoğan, Bosna'da mezalim yaşanırken milletin tüm efradının
varını yoğunu Bosna için seferber ettiğini, Pakistan'da afet olurken Pakistan'a
yüreğini açtığını, Haiti'ye, Şili'ye, Tiflis'e, Darfur'a yardım elini uzattığını
anlattı.

Filistin için, Gazze için milletin gerektiğinde dua ettiğini,
gerektiğinde malından koparıp verdiğini, gerektiğinde canını ortaya koyduğunu
belirten Erdoğan, ''Aynı şekilde Kosova'nın başı darda olduğunda bu millet her
türlü imkanıyla Kosova'nın yanında yer aldı. İşte bu milletin cömertliğini, bu
milletin vefasını, bu ülkenin alicenaplığını, Türkiye'nin itibarını, en önemlisi
de dış politikada o dik duruşumuzun küresel yansımalarını Kosova'da bir kez daha
müşahede imkanı bulduk'' diye konuştu.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, demokratik parlamenter sistemde, makamlara getirenin de götürenin de
millet olduğunu ifade ederek, ''Bunun dışında hiçbir yol, yöntem buralara
indirme, bindirme harekatı yapamaz'' dedi.

Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, MHP ve CHP
yönetimleri ile kullanılan ifadeleri eleştirdi.

Kosova'da kendisinin ve Türk heyetinin ''Türkiye, Türkiye'' sloganlarıyla
karşılandığını, çocukların yüreklerinde en baş köşeye yerleştirildiğini anlatan
Erdoğan, şöyle devam etti:

''Ama bu ülkenin Başbakanı, yurt içinde, güya milliyetçi olduğunu iddia
eden zevat tarafından 'dili koparılmakla' tehdit ediliyor. Bakıyorsun, bir
başkası çıkıyor 'onu koltuğundan indireceğim, meraklanmasın' diyor. Siz nesiniz?
Siz siyasi parti misiniz, yoksa kasap mısınız? Siz ne zamandan beri ali kıran baş
kesen oldunuz?

Demokratik parlamenter sistemde bu makamlara millet getirir, millet
götürür. Bunun dışında hiçbir yol, yöntem... Buralara indirme, bindirme harekatı
yapamaz. Burası, evet açık söylüyorum, Mavi Marmara'nın uğradığı uluslararası
sular değil. Orada onu yapanları biliyoruz, eğer onlarla eş durumdaysanız, eş
değerdeyseniz buyurun çıkın ortaya. Bu nasıl bir üslup, bu nasıl bir hazımsızlık,
bu nasıl bir öfke...

Bütün samimiyetimle soruyorum; MHP'ye gönül vermiş kardeşlerime,
milliyetçi harekete, ülkücülere: Bu ülkenin başbakanını kastederek, 'dilini
koparacağız' demek reva mıdır? Haydi biz geçtik. MHP'ye, CHP'ye oy vermiş, gönül
vermiş kardeşlerim acaba böyle bir üslubu, böyle bir seviyeyi, söylemeyi fark
ediyor mu? Seviye farkını görüyorsunuz değil mi, değerli arkadaşlarım. Eminim ki
milletim de bu seviye farkını, üslup farkını, dil farkını çok iyi görüyordur.

MHP yönetiminin giderek hırçınlaştığını, giderek siyasi nezaketi
kaybettiğini milletimiz ibretle izliyor. MHP yönetimi ciddi bir baraj korkusuna
kapılmış durumda. Bu korku ve kaygı çirkin bir üsluba kendilerini sevk ediyor.
Bataklığa düşen çırpındıkça kurtulmaz, çırpındıkça batar. Şu anda bunlar budur.

AK Parti ile bu çirkin polemiklerin içerisini girenler, eğer bizi o
çirkin polemiklere çekeceklerini zannediyorlarsa... Biz o çirkin polemiklerin
içinde yokuz. Olmayacağız. Hiçbir zaman bu seviyesizliğe alet olmayacağız.

MHP'ye gönül vermiş kardeşlerime de söylüyorum: Bu çirkin üsluptan, bu
gözü dönmüş yaklaşımlardan rahatsızlık duyduklarını çok iyi biliyorum. İnanıyorum
ki onlar da bu konuda gerekli dersi gerekenlere verecektir. MHP'nin milliyetçi
muhafazakar kimliğini arka plana iten bu yönetimin sergilediği yaklaşım milletin
değerlerinden ciddi bir kopuşu ifade ediyor. MHP yönetimi her geçen gün milletin
hissiyatından, milleten nezaketinden, milletin gündemin kopuyor. Milletin hoş
görmeyeceği bir üsluba, hırçın bir söyleme sarılıyor. Bu tam anlamıyla bir
savrulma durumudur, milletten kopma durumudur.

Açık söylüyorum bu seviyesizlik karşısında biz nezaketimizi koruyoruz.
Ancak Türk siyasetine yakışmayan bu üslubu da milletimizin takdirine havale
ediyorum.''

Başbakan Erdoğan, grup toplantısındaki konuşmasını tamamlayıp salondan
çıktıktan sonra, gazetecilerin, ''MHP ile ilgili konuştunuz, dava açmayı
düşünüyor musun'' sorusuna ''Dava açılacak bir şey varsa açılır. Arkadaşlar
gerekli şeyleri takip ediyorlar, inceliyorlar'' karşılığını verdi.

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, Türkiye'de 4 bini aşkın vakıf eserini ayağa kaldırdıklarını,
Balkanlar'da da bu anlayışı devam ettirdiklerini belirtti.

Erdoğan, partisinin TBMM grubunda, Kosova'ya geçen hafta yaptığı
ziyaretten izlenimlerini aktardı.

Kosova'daki ecdat yadigarı eserlerin hayata döndürülmesi için büyük bir
seferberlik başlattıklarını anlatan Erdoğan, Kosova ziyaretini, ''hem bu ülkeye
verdikleri uluslararası desteğin bir göstergesi hem de kültürlerinin,
medeniyetlerinin eserlerini sahiplenmelerin bir tezahürü'' olarak nitelendirdi.

Erdoğan, Kosova'da 800'ü aşkın Osmanlı eserinin bulunduğuna işaret
ederek, ''Ama şimdi bu eserlerin yerinde yeller esiyor'' dedi.

Kosova'da hükümet binasındaki görüşmelerden sonra Kosova'nın ''tarihi ve
etnik olarak renkli şehri'' Prizren'e hareket ettiklerini ifade eden Erdoğan,
burada barışı korumakla görevli Türk taburunu ziyaret ettiklerini anlattı.

Erdoğan, daha sonra Prizren Belediyesi'nin kendisine verdiği fahri
hemşehrilik beratını aldığını, Şadırvan Meydanı'nda binlerce kişinin beklediğini
gördüklerini söyledi. Erdoğan, buradaki coşku ve heyecanı kelimelerle ifade
etmenin mümkün olmadığını dile getirerek, şunları söyledi:

''Yol boyunca ellerinde Türk ve Kosova bayraklarıyla, o minik
yürekleriyle çocukların, 'Türkiye, Türkiye' diye tempo tuttuklarına şahit olduk.
Sokaklar, evler, balkonlar Türkiye ve Kosova bayraklarıyla donatılmış.
Kosovalılar balkonlarına çıkmış, esnaf dükkanlarının önünde, bütün bir şehir
heyetimizi büyük bir muhabbetle selamlıyordu... Biz, Kosova Başbakanı ile yaya
olarak, halkın içinde yürüdük, çocuklar, gençlerle hemdert olduk. Tarihi Şadırvan
Meydanı'na ulaştığımızda heyacanın çok daha farklı olduğunu gördük. Bir camda bir
hanımefendiyi, onun yanındaki camda da çok çok yaşlı bir nineyi gördük, gözleri
yaşlıydı, ağlamaklıydı. Hemen, Kosova Başbakanı Haşim Taçi'ye, 'şurada bir eve
uğrayalım' dedim. O teyzeyle sarmaş dolaş olduk, hüngür hüngür ağlıyor,
ülkemizden bir köşe yazarının da akrabası çıktı. Ondan sonra Egemen Bağış'ın
yanında telefonu vardı, onlarla görüştürdü. Onlarda da telefonu yokmuş, böyle
birşeye vesile olduk. 90 yaşını aşkın bir teyze ama muhabbeti, sevgisi aynı
canlılığını koruyor. Prizren halkı, çocukları, gençleri, yaşlılarıyla bizi ve
Kosova üyelerini karşılamak üzere, heyecanla meydanda bekliyordu. Yaşlı bir amca
yanımıza sokuldu, Türkçe olarak bize 'Şadırvan Meydanı, Tito'nun burayı
ziyaretinden bu yana böyle bir kalabalık, heyecan görmedi' dedi.''

Erdoğan, Kosovalılarla, soydaşlarla hasret giderdikten sonra, 1615
yılında Sinan Paşa tarafından inşa edilen, 1968'de müzeye çevrilen camiyi ziyaret
ettiklerini belirtti. Erdoğan, adeta metruk bir görüntü veren Sinan Paşa
Camisi'ni, TİKA ile ele aldıklarını, renovasyon, restorasyonun bitmek üzere
olduğunu vurgulayarak, bu yıl sonu veya yıl başı itibariyle tamamlanacağını
bildirdi.

Kosova Başbakanı Taçi'nin Arnavutça, kendisinin de Türkçe olarak halka
hitap ettiğini dile getiren Erdoğan, kendisinin de Taçi'nin de halkla çok iyi
anlaştığını vurguladı. Erdoğan, heyecanın, Türkiye'den farklı olmadığını, aynı
heyecanı yaşadıklarını söyledi. Erdoğan, duygularını, ''Coşku anlatılır gibi
değildi, oradaki muhabbet görülmeye değerdi'' sözleriyle ifade etti.

Erdoğan, tek Türk belediyesi olan Mamuşa'yı ziyaret ettiklerini, buradaki
vatandaşların da kendilerini yaklaşık 4-5 saat beklediğini söyledi. Erdoğan,
burada TİKA, Küçükçekmece Belediyesi ve iki hayırseverin ortak yaptırdıkları, 28
derslikten oluşan Anadolu ilköğretim okulunun açılışını gerçekleştirdiklerini
anlattı.

Bahçede bekleyen 3-4 bin kişiye hitap ettiklerini dile getiren Erdoğan,
Mamuşa'nın kadınlarının hazırladığı börekleri yediklerini de söyledi. Erdoğan,
börek kelimesini, bölge halkının kullandığı şekilde ''bürek'' diye de söyledi.

''Bütün bu coşku, aradaki bağlar aslında nereden geliyor; tarihten
geliyor'' diyen Erdoğan, sözlerini, ''Millilik bu. O kültür, o ortak değerler
buradan geliyor. İlla aynı dili konuşmak gerekmiyor. Arnavutça, Türkçe konuşan
hep birlikte, bu kaynaşmayı gördük'' diye sürdürdü.

Erdoğan, yaklaşık 50 bin öğrencisi olan Priştine Üniveritesi'nde,
kendisine verilen fahri doktora unvanını aldığını, Mecliste temaslar
gerçekleştirdiklerini, Fatih Sultan Mehmet'in 1461'de yaptırdığı, restorasyonu
tamamlanan caminin açılışını gerçekleştirdiklerini anlattı.

Başbakan Erdoğan, ''Şu anda en azından 200'ün üzerinde restarasyonu
yapılabilecek camii var. Biz yapabildiğimiz kadarını yapmaya devam edeceğiz.
Oradaki yönetimin bu konudaki olumlu yaklaşımı... Elimizden geldiğince nasıl
ülkemizde 4 bini aşkın vakıf eseri, cami, kervansaray, hamamlar, çeşmeleri ayağa
kaldırdıysak, aynı şekilde Balkanlar'da da bu anlayışımızı devam ettiriyoruz,
bunları ayağa kaldıracağız'' diye konuştu.

Erdoğan, Kosova'daki Türk işadamlarının yatırımlarının da katlanarak
arttığına dikkati çekerek, işadamlarının çalışmalarından söz etti.

Sultan Murat Hüdavendigar Türbesi'nde, TİKA tarafından inşaatı
tamamlanarak, aynı zamanda müze olacak selamlığın açılışını da yaptıklarını
belirten Erdoğan, atılması gereken adımlarla ilgili de TİKA'ya talimat
verdiklerini bildirdi. Erdoğan, Sultan Murat'ın, adeta kaybolmaya yüz tutmuş
türbesini hatırladıklarını, kurumları aracılığıyla restore edip, bakımlı,
ihtişamlı mimari eser olarak 2005'de dünya mirasına yeniden kazandırdıklarını
söyledi.

Erdoğan, ''Milliyetçilik bu. Öyle kuru kuruya olmuyor bu iş...'' dedi. (12.48)

NOT: HABERİN DEVAMINI "İLGİLİ DÖKÜMANLAR"DA BULABİLİRSİNİZ.
Haber Tarihi (dd/mm/yyyy)
Anahtar Kelime






Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM
Tasarım Hacettepe Üniversitesi


Sitemiz en iyi Mozilla Firefox 3.0, IE 7.0 ve üzeri ile görüntülenebilir.