TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BASIN AÇIKLAMALARI

CUMHURBAŞKANI GÜL İLE ALMANYA CUMHURBAŞKANI WULFF TBMM'DE...


TBMM Başkanı Vekili Nevzat Pakdil tarafından karşılanan Wulff, Şeref Kapısı'ndan Genel Kurul Salonunun bulunduğu ana binaya girdi. Wulff, burada Başkanlık Divanı arkasındaki odada, Pakdil ile bir süre görüştü. Ardından, Wullf, TBMM Genel Kuruluna hitap etmek üzere, TBMM Başkan Vekili Nevzat Pakdil eşliğinde salona geldi.

19 Ekim 2010 Salı

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff, TBMM'ye geldi.

TBMM Başkanı Vekili Nevzat Pakdil tarafından karşılanan Wulff, Şeref
Kapısı'ndan Genel Kurul Salonunun bulunduğu ana binaya girdi. Wulff, burada
Başkanlık Divanı arkasındaki odada, Pakdil ile bir süre görüştü.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de Wulff'tan bir süre önce TBMM'ye gelerek,
Genel Kurul'daki Cumhurbaşkanı Locası'nda yerini aldı.

Almanya Cumhurbaşkanı Wulff, daha sonra Genel Kurul'a hitap etti.

Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff, 21.
yüzyılda yeni tehditlerle karşı karşıya olduklarını belirterek, ''Örneğin terör;
militan, ekstremist grupların yarattığı asimetrik tehdit, nükleer silahların
yayılması, barışın tehdidi olarak ortaya çıkıyor. Türkiye ve Almanya olarak bu
sorunları halletmek için çok yakın iş birliği içinde olmalıyız'' dedi.

Wullf, TBMM Genel Kuruluna hitap etmek üzere, TBMM Başkan Vekili Nevzat
Pakdil eşliğinde salona geldi.

Sözlerine, ''Büyük Türk milletini içtenlikle selamlıyorum ve
hemşehrilerimin de selamlarını iletiyorum'' diyerek başlayan Wulff, Alman
Cumhurbaşkanı olarak, TBMM önünde konuşmanın büyük onur olduğunu söyledi.

Wulff, Türkiye'nin davetinin, ilişkilerin ne kadar yoğun ve yakın
olduğunu gösterdiğini belirterek, göreve gelmesinin ardından 3. resmi ziyaretini
Türkiye'ye yapmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi. Bunun, Türkiye ile Almanya
arasındaki ilişkilerin önemini yansıttığını kaydeden Wulff, ''İlişkilerimiz çok
köklü, ülkelerimizin, milletlerimizin gelişimine her zaman zenginlik katmıştır.
Doğu ile batı arasındaki diyalog, çok erken zamanlarda yazarları, sanatçıları
etkilemiştir. Birçok alanda, ekonomide, siyasette, bilimde çok yakın ilişkiler
vardır'' diye konuştu.

Birinci Dünya Savaşı'nın sonunun, iki ülkeyi farklı dönemlere getirdiğine
işaret eden Wulff, imparatorluk ve padişahlığın geride bırakıldığı, parlamentonun
merkezi rol oynadığı bir döneme girildiğini anımsattı.

Wulff, ilk Alman Cumhuriyeti'nin, yaklaşık 15 yıl sürdüğüne ve
diktatörlüğe girdiğine işaret ederek, ''Daha sonraki nasyonal sosyalist rejim
döneminde birçok hemşehrim, birçok Alman, görüşleri veya kökenleri nedeniyle
takip edildiğinden dolayı Türkiye'ye sığındılar. Takibata uğrayan bu insanlar,
burada izlerini bıraktılar'' dedi.

Alman Cumhurbaşkanı, besteci, hukukçu ve müzik pedagogu gibi birçok
kişinin, üniversitelerde çalışarak, Türkiye'de bilim kalitesinin gelişimine
katkıda bulunduğunu belirtti. Wulff'un, ''Türkiye, bu insanları kabul etmeye
hazır olduğu için teşekkür ediyorum, bunun için size içten teşekkür borçluyuz''
sözleri, Genel Kurul tarafından alkışla karşılandı.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra iki ülke ilişkilerinin, eşsiz ve olumlu
şekilde yoğunlaştığına dikkati çeken Wulff, Avrupa'nın hiçbir ülkesinde bu kadar
çok Türk vatandaşı, Türk asıllı vatandaşın yaşamadığını vurguladı.

Almanya'nın, uzun süredir Türkiye'nin en önemli partneri olduğunu ifade
eden Wulff, ihracatta 1, ithalatta ise 2. sırada yer aldığını belirtti. Wulff,
birçok Alman şirketinin Türkiye'ye yerleştiğini, burada memnun olduğunu ve
Türkiye'nin ekonomik dinamizmine katkıda bulunduğunu vurguladı.

Wulff, 4,5 milyonu aşkın Alman'ın, Türkiye'ye tatil için geldiğini dile
getirerek, ''Türkiye'nin konukseverliğini, güzel doğasını ve zengin kültürel
mirasını çok seviyorlar. Bu örnekler bize Türkler ile Almanların, diğer ülkede
konuk, ev sahibi, komşu ve dost olduklarını gösteriyor, geçmişte. Bir arada
yaşamak, birbirimizden öğrenmek, milletlerarası yakın ilişkinin önemli bir
unsuru'' dedi.

Ziyareti sırasında özellikle Türk-Alman Üniversitesinin temel taşını
koyabilmekten büyük mutluluk duyduğunu kaydeden Wulff, bu üniversitenin,
ilişkilerin öne çıkan projesi olacağını, bilimsel iş birliğinin yoğunlaşmasına
katkı sağlayacağını söyledi. Wulff, böylece farklı bilimsel gelenekleri
birleştirerek, birlikte eyleme geçebileceklerini dile getirdi.

Wulff, Almanya ve Türkiye'nin, NATO üyeliğiyle de birleştiklerini ifade
ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Müttefik olarak birbirimiz için sorumluyuz. On yıllarca süren Soğuk
Savaş sürecinde özellikle Türkiye, özgürlüğün ve güvenliğin Avrupa'da teşkil
edilmesine katkı sağlamıştır. Ülkemin özgür biçimde yeniden birleşmiş olmasında
Türkiye'nin de payı büyüktür.

Günümüzde, 21. yüzyılda yeni tehditlerle karşı karşıyayız. Örneğin,
terör, militan, ekstremist grupların yarattığı asimetrik tehdit, nükleer
silahların yayılması, barışın tehdidi olarak ortaya çıkıyor. Bu tür görevleri,
sorunları halletmek için çok yakın iş birliği içinde olmalıyız Türkiye ve Almanya
olarak.''

Wulff, Türkiye'nin, ISAF askeriyle, Afganistan'ın yeniden inşası için
güvenli ortam sağladığını, bölgesel politikalarda, Ankara sürecinde Afganistan
ile Pakistan arasındaki iş birliği için önemli katkılarının bulunduğunu belirtti.
Wulff, bunu takdir ettiklerini dile getirdi.

Alman Cumhurbaşkanı, özellikle Pakistan'da görülmemiş boyutlardaki sel
felaketinin, kendilerinin yardım ve desteğini gerektirdiğini dile getirdi.

Wulff, şunları kaydetti:

''Siz TBMM olarak, sık sık Kıbrıs konusu, sorunuyla ilgileniyorsunuz.
Bizim düşüncemiz Kıbrıs sorunun çözülmesi gerektiği, buradaki kördüğümün
çözülmesi. Burada sadece adanın ekonomik açıdan gelişmesine değil, aynı zamanda
istikrar ve bütün bölgedeki, Doğu Akdeniz'deki iyi komşuluk ilişkilerine katkısı
olacaktır. Almanya, Türkiye'nin komşularıyla olumlu ilişkiler sürdürme yönündeki
çabalarını takdir ve sempatiyle takip ediyor. Ülkenizle Ermenistan arasındaki
ilişkilerin normalleşmesi konusunda desteğimiz, sizin yanınızdadır. Açık bir
sınırla, ortak bir gelecekte, tartışmalı konuların da gözardı edilmediği bir
ortam, çok önemli bir katkı sağlayacaktır, bölgenin istikrarı açısından. Bu yolda
ilerleme konusunda sizi teşvik etmek ve cesaretlendirmek istiyorum.''

Almanya'nın, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra eski hasımlarının,
kendilerine ellerini uzatmasıyla büyük bir fırsat yakaladığını belirten Wulff,
NATO'daki partnerlerinin, hür ve demokratik bir toplumsal düzen oluşturmada
destek olduğunu kaydetti.

NATO'daki köklerinin ve AB'nin, komşularıyla barışma sürecinde önemli
koşul sağladıklarını belirten Wulff, ''Önce batıda sonra Polonya, Çek Cumhuriyeti
ile birlikte önemli tarihi engeller aşıldı. Tabii ki kendi sorumluluğumuzla da
karşılaştık. Zahmetli ve zaman zaman sancılı bir süreç olmasına rağmen bunun çok
önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü ancak barışmayla karşılıklı güven içinde bir
temel oluşturulabilir, geleceğe bakılabilir'' dedi.

Almanya Cumhurbaşkanı Christian Wulff,
Türkiye'nin canlı bir İslamı, modern bir devlet anlayışıyla bağdaştırdığını, hem
Batıya hem de Doğuya baktığını belirterek, ''Batıya bağlı olan Türkiye, Doğuda
aktif ve istikrara yönelen bir komşuluk politikası yürüten Türkiye, Doğu ile Batı
arasında köprü olan Türkiye, Avrupa için bir kazançtır'' dedi.

TBMM Genel Kuruluna hitap eden Wulff, Almanya'nın İsrail'e karşı da özel
sorumluluklarının olduğunu ifade etti.

''Almanlar için İsrail'in var olma hakkı ve güvenliğinin hiçbir şekilde
tartışılamayacağını'' belirten Wulff, fakat aynı şekilde, uzun vadede İsrail'in
güvenliği için de demokratik ve yaşayabilir bir Filistin devletinin olması
gerektiğini söyledi. Wulff, ''Yani barış içinde İsrail ile yan yana var olan bir
devlet'' dedi.

Bu nedenle ikili düzeyde ve AB düzeyinde Filistin Yönetimi Devlet Başkanı
Mahmud Abbas ve Filistin Başbakanı Selam Feyyad'ı, devletin kurumlarının
oluşturulmasında desteklediklerini ifade eden Wulff, ''Bu barış görüşmelerinde
Türkiye'nin önemli bir rolü var. Zira bölgede çok önemli çok büyük bir
saygılığına sahip. Müzakerelerin başarılı olması için Ortadoğu'da her iki taraf
kendini aşmalı. Hem Almanlar hem Türkler bu konuda yapıcı bir katkı
sağlamalıyız'' diye konuştu. Wulff, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Siz de çeşitli tehlikeler ile karşı karşıyasınız. İran'ın nükleer bir
güç haline gelme konusundan etkileniyorsunuz. Avrupanın elbette burada barışçıl
bir amaç takip edildiği yönünde tereddütleri var. Ortadoğu'da bir nükleer yarışın
başlamasını istemiyoruz. E3 3 grubundaki partnerlerimizle diplomatik bir çözüm
için çaba sarf ediyoruz. Aynı zamanda İran'ın harekete geçmesi gerektiğini
düşünüyoruz. BM'nin 1929 sayılı kararı, haklı olarak İran'ın uluslararası
toplumun taleplerini yerine getirmemesi durumunda daha fazla yaptırım öngörüyor
ve uluslararası toplum İran'a halen bu teklifi sunuyor.''

Konuşmasında, Almanya'da yaşayan Türk ve Türk asıllı insanlara değinmek
istediğini dile getiren Wulff, Almanya'da yaşayan Türk kökenli insanların
Almanya'nın bir parçası olduğunu kaydetti.

1960'lı yıllarda, o dönemde misafir işçi olarak gelenlerin Almanya'nın
ekonomik gelişmesine önemli katkılarda bulunduğunu belirten Wulff, kişisel olarak
son derece zor şartlarda gelip çalışarak Almanya'nın gelişmesine katkı
sağladıklarını ifade etti. ''Onlara teşekkür borçluyuz'' diyen Wulff, şunları
kaydetti:

''Aradan geçen zaman içerisinde Türk kökenli birçok insan Almanya'da
kalmaya karar verdi. Üniversiteye gidenler, şirket kuranlar, iş yerleri açanlar
var. Birçoğu Alman vatandaşlığına geçti. Biz bunları destekliyoruz ve büyük bir
memnuniyetle karşılıyoruz. Burada yaşayan herkesin neredeyse Almanya'da akrabası
olduğunu da görüyorum. Almanya'da yaşayan Türklerin de Cumhurbaşkanı olarak
herkesin iyi niyetle ve aktif olarak Alman toplumuna katılmalarını bekliyoruz.

Göçmenler, Almanya'yı dünyaya daha açık bir ülke haline getirdiler.
Çeşitlilik içinde hep birlikte yaşamamız, herkes için aynı zamanda büyük
zorlukları, üstesinden gelmemiz gereken sorunları da beraberinde getiriyor.
Sorunların ismini de koymak gerekiyor; bazıları devlet yardımı almaya devam
ediyor, suç oranları yüksek ve maço tavırlar, eğitime destek vermeyen tavırlar da
görüyoruz bazı göçmenlerde ama bu, sadece belirli bir göçmen grubuyla sınırlı
değil. Bu konuları da görerek, karşılıklı açık ve saygılı bir diyalog yürüterek
başarılı bir entegrasyona ulaşabiliriz. Kimse kültürel kimliğinden ve
aidiyetinden vazgeçmek durumunda değildir. Önemli olan birlikte yaşamın
kurallarına, o toplumun kurallarına saygı göstermektir ve onlara riayet etmektir.
Bunlar, Alman anayasasıdır ve Alman anayasasında yer alan değerlerdir. İnsan
haysiyeti, ifade özgürlüğü, kadın-erkek eşitliği, dini açıdan ve dünya görüşü
açısından tarafsız olan devlettir. İnsanların Almancayı öğrenerek Alman toplumuna
entegre olmaları, Alman yaşam biçimini de kabul etmeleri gerekmektedir. Özellikle
Sayın Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Avrupa Bakanı Bağış'ın son
haftalarda özellikle Almanya'da yaşayan Türklerin entegrasyonuna yönelik
ifadelerini büyük bir memnuniyetle karşılıyoruz.

Almanya'da Müslüman din öğretmenleri ve Almanca konuşan imamlar, başarılı
bir entegrasyona bundan sonra daha da büyük katkı sağlayacaktır. Hep birlikte
kökten eğilimlere karşı hareket etmemiz gerekiyor. Türkiye, bunu kabul etmeyeceği
gibi Almanya'da da kökten dinci eğilimlerin güçlenmesini kabul edemeyiz.''

Almanya'da olduğu gibi Türkiye'de de son yıllarda önemli değişiklikler
gerçekleştiğini dile getiren Wulff, TBMM'de önemli kararlar alındığını ve bu
çerçevede yasaların ve kurumların modernleştirilmesinin hedeflendiğini söyledi.

Özellikle son dönemde yapılan Anayasa reformunu ''büyük bir dikkatle
izlediklerini'' belirten Wulff, ''Türkiye bu reformları gerçekleştirmek suretiyle
AB standartlarına biraz daha yaklaşmıştır. Bu yolda devam etmeniz için size
destek vermek ve sizi cesaretlendirmek istiyorum'' dedi.

Türkiye'nin büyük bir fırsatının olduğuna inandığını dile getiren Wulff,
''Türkiye, İslam ve demokrasinin, İslam ve hukuk devletinin, İslam ve
çoğulculuğun hiçbir karşıtlığının olmadığını gösterebilir. Türkiye, canlı bir
İslamı, modern bir devlet anlayışıyla bağdaştırmaktadır. Türkiye, hem Batıya hem
Doğuya bakmaktadır. Ortadoğu ve yakındoğu ile Türkiye'nin yüzyıllardan beri
ekonomik ve kültürel ilişkileri mevcuttur. Batıya bağlı olan Türkiye, Doğuda
aktif ve istikrara yönelen bir komşuluk politikası yürüten Türkiye, Doğu ile Batı
arasında köprü olan Türkiye, Avrupa için bir kazançtır'' diye konuştu.

Almanya'nın, Türkiye'nin AB'ye girmesini özellikle desteklediğini
kaydeden Wulff, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Türkiye'nin AB'ye giden yola devam etmesi özellikle desteklenmektedir
ki bu yol Büyük Mustafa Kemal Atatürk tarafından açılmıştır. Biz Türkiye'nin
AB'ye olan katılım müzakerelerinin adil ve ucu açık biçimde yürütülmesine yönelik
karara bağlıyız ve aynı şekilde Türkiye'nin de yükümlülüklerini yerine
getirmesine bekliyoruz.

Her iki ülke uzun yıllardan beri AB Konseyine üyedir. AB Konseyinin
ilkeleri, insan hakları, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleri, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi'nin ilkeleridir. İki ülke bunlara bağlıyız. Bu ilkeler
arasında ayrıca dini azınlıklar ve kültürel çoğulculuk ilkesinin de yar aldığını
görüyoruz. Almanya'da yaşayan Müslümanlar, kendi dini vecibelerini rahatça yerine
getirmekte serbestler. Almanya'da sayıları artan camilerin sayısı da bunu
göstermektedir. Aynı şekilde İslam ülkelerinde yaşayan Hristiyanların da kendi
dinini rahatça yaşayabilmelerine hakları olduğuna inanıyoruz. Kendi
ilahiyatçılarının eğitim görmeleri ve kiliselerinin yapılması gerektiğine
inanıyoruz. Her iki ülkede ve bütün ülkelerde aslında insanların dinlerinden
bağımsız olarak aynı haklar ve fırsatlardan yararlanmaları gerektiğine
inanıyoruz. Türkiye'de Hristiyanlığın uzun bir geleneğinin olduğunu görüyoruz.
Hristiyanlık da şüphesiz Türkiye'ye aittir.''

Cumhurbaşkanı Wulff, bu hafta perşembe günü Tarsus'ta bir dini ayine
katılacağından dolayı duyduğu mutluluğu dile getirdi.

Christian Wulff ''Türkiye'de yapılacak daha fazla kiliseyi ve bu
kiliselerde ayinlerin yapılmasını destekleyenlerin sayısının da arttığını
memnuniyetle görüyorum. Bu tür gelişmelerin gerçekten desteklenmesi gerektiğine
inanıyorum. Çünkü Avrupanın bir değerler topluluğu olarak anlayışında din
özgürlüğü çok önemlidir. Farklı dinlerin birlikte barış içinde yaşamalarının bu
dünyanın 21. yüzyıldaki en büyük görevlerinden olduğunu düşünüyoruz. Bu büyük
gibi görünen görevin iyi niyetle ve saygıyla tahmin edeceğinizden çok daha kısa
süre içinde çözülebileceğine inanıyorum'' diye konuştu.

Almanya ve Türkiye'nin birlikte çok büyük başarılar elde ettiklerini
belirten Wulff, kişisel olarak Türk-Alman dostluğuna giderek daha büyük bir
ağırlık vermek istediğini söyledi. Wulff, ''Hep beraber ekonomik açıdan güçlü,
insancıl, 21. yüzyılda barışın hakim olduğu bir dünya için birlikte mücadele
edelim'' dedi.

Wulff, sözlerini, Atatürk'ün ''Yurta Barış Dünyada Barış'' sözünü Türkçe
söyleyerek tamamladı.

(15.15)
Haber Tarihi (dd/mm/yyyy)
Anahtar Kelime






Türkiye Büyük Millet Meclisi Resmi İnternet Sitesi
© 2009 TBMM
Tasarım Hacettepe Üniversitesi


Sitemiz en iyi Mozilla Firefox 3.0, IE 7.0 ve üzeri ile görüntülenebilir.